| DHF İstanbul Örgütlülüğü, “2 Eylül Gecekondu Direnişi”ni, Düzenlenen Bir Yürüyüşle Anacak |
|
İSTANBUL (02.09.2010) – DHF İstanbul örgütlülüğü, bugün yayımladığı bir basın bildiriyle, 1 Mayıs Mahallesi’ni ve devrimci değerleri sahiplenmeye çağrı yaptı.
Yayımlanan basın bildirisi şöyle: “2 Eylül Gecekondu Direnişi, Düzenin, Emekçilere Yönelik Uyguladığı Hak Gasplarına Karşı, Halkın Örgütlü Mücadelesinin Ürünüdür! 2 Eylül 1977’de, “Gecekondu Direnişi” olarak ülkemiz emekçilerinin mücadele tarihine adını yazdıran, 1 Mayıs Mahallesi Direnişi, geçen 33 yıl aradan sonra da aynı heyecanla ve güncellikte anılmaya devam ediyor. Direnişin güncelliğini koruması ve bugün daha anlamlı hale gelmesi, 1 Mayıs Mahallesi direnişini yaratan ekonomik, sosyal ve siyasal hak gasplarının günümüzde de artarak sürmesi ve bugünün emekçilerine, ezilenlerine kurtuluş yolunu göstermesi bakımından önemlidir. Ülkemiz hâkim sınıfları, ezilen emekçiler üzerine kurulu siyasi iktidarlarını her daim “demokrasi” oyunlarıyla meşrulaştırma yoluna gitmişlerdir. Ülkemiz siyasi iktidarının anayasalarının, geçmişten bugüne, tüm vatandaşlarına eşit haklar ve yükümlülükler getirdiği, Bugün yine, anayasal haklarımızın “daha da demokratikleşeceği” tartışmaları ekseninde referandum fırtınaları koparılmakta ve emekçiler, ezilenler yeni oyunlara alet edilmeye çalışılmaktadır. Emekçilerin, ezilenlerin barınma hakkı sorunları, dün olduğu gibi bugün de geçerliliğini korumakta ve Arızlı depremzedelerinde, Ankara Yenimahalle’de yapılmak istenen yıkımlara ve ülkenin dört bir yanında kurulan TOKİ konutlarıyla, trilyonlarca liranın gasp edildiği bir gerçek biz emekçilerin önünde durmaktadır. 1 Mayıs Mahallesi Direnişi, bugün, barınma hakkı mücadelesi içerisinde olan emekçilere, örgütlü mücadelenin önemini ve güncelliğini bir kez daha öğretmekte ve yol göstermektedir. Dönemin Koşulları Yine bir başka darbenin ürünü olan 1961 Anayasa’sının geçerli olduğu 1970’li yıllarda, yoksul emekçi kesimler ile ezilen Kürt ulusu üzerindeki baskı ve tahakküm, sömürü ve zorbalık düzeniyle ayakta duruyordu. Bu yıllarda, topraksız ve yoksul köylülüğün büyük şehirlere olan ve 1960’larda hızlanan göçleri devam etmekteydi. Aileleriyle birlikte, büyük kentlerin sanayi havzaları etrafına kümelenen yığınlar, burada büyük gecekondu mahalleleri oluşturmaktaydılar. Bu yıllarda yaşanan göçün tek sebebi işsizlik, yoksulluk değildi. 1970’lerde yükselen halşk muhalafetine dönük türlü provokasyolar, milliyet ve din kimlikleri ekseninde yaratılmak istenen kamplaşma ve çatışmalar ile bu minvalde bizzat devletin örgütlediği katliamlar da önemli etkenlerdi. Milyonlarca yoksul emekçi, bu yıllarda doğdukları, yaşadıkları memleketlerinden koparak, büyük şehirlerde ucuz işgücü kitlesini oluşturdular. Şehirlere yığılan bu insanları her türlü ekonomik, sosyal ve siyasal haktan yoksun bırakan sistem, barınma hakları konusunda da tam bir umursamazlık içerisindeydi. Bu emekçilere kalan tek seçenek ise ellerine kazma küreği alarak, uygun buldukları arazilerde kendi ‘gecekondularını’ yaratmaktı. Diğer bölgelerden göç yoğunlaştıkça, gecekondular hiç durmadan artmaya ‘varoşlar’ dediğimiz, her türlü altyapıdan, elektrikten, sudan, yoldan yoksun bırakılan yoksul semtler artmaya başladı. Ekmek parasının peşinde koşan ve doğalında başlarını koyacakları bir çatıya ihtiyaç duyan yoksul emekçiler, düzenin yasaları ile düzenin kendi yasalarını çiğneyen karanlık işleyişi arasına sıkışarak bu ikili kıskacın baskı ve şiddetine uğradılar. Bir taraftan “çarpık kentleşmeye” yol açtığı gerekçesiyle Belediyeler tarafından gecekondular bir bir yıkılırken, diğer taraftan da devletin karanlık yüzünün bir parçası olan gecekondu mafyası devreye giriyordu. Bin bir umutla büyük şehirlere göç eden insanlar, gecekondularını yaptıkları arazileri satın aldıkları kişiler tarafından kandırıldı. Elde avuçta ne varsa yatırdıkları evlerini yıkmaya gelen devlet ise onları ‘tapuları yok’ diye sokağa atıyordu. Bununla da bitmiyordu sömürü. Her seçim döneminde olduğu gibi bir anda yoksulları ‘düşünmeye’ başlayan hâkim sınıflar, mevcut çaresizliği kendisi için ‘büyük bir fırsata’ dönüştürüyordu: Mafya ve belediye kıskacına bir de arazilerin tapularını genel seçimlerde ‘oy karşılığı’ satan düzen partilerinin istismarı eklenmişti. Öte yandan bu yıllarda, artan baskı ve sömürü karşısında ülkemizde devrim ve yeni demokrasi mücadelesi de yükselmeye başlamıştı. Emperyalizme ve ülkemiz hâkim sınıflarının iktidarına karşı, halkın iktidarı için devrim mücadelesi yürüten devrimci-komünist hareketlerin yükseliş dönemi olan ve 1971’den istim alan devrimci çıkışın, ezilen kesimler üzerindeki etkisi ciddi boyutlara ulaşmıştı. 1 Mayıs Mahallesi Direnişi Öğretiyor 2 Eylül Direnişi, 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluş aşamasında, devrimcilerin yani örgütlü emekçilerin, halkın somut sorunlarına müdahale ederek daha geniş kitlelerle birlikte, örgütlü mücadele yürütmesi pratiğinin başarılı sonuçlarından biri olarak ülkemiz emekçi mücadeleleri tarihine geçmiştir. Yeni Demokrasi güçlerinin de etkin şekilde yer aldığı, dönemin devrimci hareketleri, toplumsal sorunların bir parçası olan gecekondu sorununa eğilmeye ve bizzat bu bölgelerde faaliyetlerini yoğunlaştırmaya başladılar, varoşlara yerleştiler. Hâkim sınıfların çok yönlü baskılarından bunalan halk devrimci düşüncelerle bütünleşir. Halkın öznesi olduğu halk inisiyatifleri kurularak, 1 Mayıs Mahalle halkı, sorunlarını tespit ederek çözmek, mahalleye taşınanların yerleşecekleri yeni gecekonduların yapım işlerini düzenlemek, yıkımları önlemek ve arazi mafyasından kurtulmak için devrimcilerin önderliğinde halk inisiyatifleri kurarlar. İşte bu dönemde 1 Mayıs halkı, mahallelerinin adını, 1 Mayıs 1977’de katledilen emekçilerin, devrimcilerin anısına “1 Mayıs” olarak belirler. Ülkemiz hâkim sınıfları, yoksullara bir dilim ekmeği, insanca onurlu bir yaşam için gereken iş, konut, sosyal hak ve güvenceleri tırpanlayarak gasp ettikleriyle zenginlerin cebini doldurup, emperyalistlere uşaklık hizmetlerini yerine getirmekle meşgulken, kitlelerin gelişen örgütlü bilincinin kendisine çıkardığı engelleriyle de huzursuzdur. Bu süreçte, 1 Mayıs Mahallesi’nde, arazi mafyası mahalleden kovulmuş ve belediye, mahalleye giremez olmuştu. Siyasi iktidarın bu olumlu gelişmelere müdahalesi gecikmedi. 2 Eylül 1977 sabahı, mahalle panzerlerle kuşatılır ancak 1 Mayıs halkı, eşine az rastlanır bir direniş sergiler. 1 Mayıs’ı teslim alamayanlar, derhal bir katliam gerçekleştirirler. Halkın üstüne binaların üzerinden polisler tarafından uzun namlulu silahlarla halkın üzerine ateş açılır. Ülke tarihinde ilk kez bir gecekondu yıkımı bu kadar şiddetli ve kanlı geçer. Yıkımlara karşı da sergilenen en büyük direniş de olur aynı zamanda. 2 Eylül direnişini katliamla sona erdirmeye çalışan düzen, başarılı olamaz. Bu olay, halkın ve devrimcilerin üzerinde güçlü bir etki yaratır. Halk inisiyatifi, faaliyetlerine devam eder. Büyük bir dayanışma ve mücadele örneği sergilenir. Yıkılan bütün evler, halkın kendi ürettiği malzemelerle, İstanbul'un çeşitli semtlerinden ve üniversitelerden gelen devrimcilerle birlikte iki ay içerisinde yeniden inşa edilir. Direniş ve mücadele bitmeyince, saldırılar da devam eder. 2 Eylül 1977’den tam altı ay sonra, 1 Mayıs Mahallesi’nde 5 kişi ölü bulunur. Devletin provakasyonu sonucu, bu cinayetleri halk inisiyatifinin işlediği iddia edilerek, bu örgütlülüğün üyeleri birer birer gözaltına alınır. Bu saldırılarla halk inisiyatifi dağıtılsa da 1 Mayıs halkının mücadelesi devam eder. Mahalleye çeşitli hizmetlerin (elektrik, su, sağlık ocağı vb.) getirilmesi için yürütülen mücadele başarılı olur ancak hala bu mahalle, devlet tarafından resmi olarak tanınmamıştır. Ülkemiz hâkim sınıfları sona erdiremedikleri mücadeleyi bu kez mahalleyi ‘yasallaştırarak’, halkın temsilcileri yerine kendi ‘temsilcilerini’ belirleyerek yok etmeye çalışırlar. Bir diğer ortalama 10 yılda bir emperyalist efendilerinin yeni ekonomik ve siyasal konseptlerine göre gerçekleştirilen darbeler bir yenisi daha eklenir: 12 eEylül 1980. 12 Eylül’ün 1 Mayıs Mahallesi için öngördüğü operasyonlar çok boyutludur. Öncelikle mahallenin ismi değiştirilerek “Mustafa Kemal Mahallesi” yapılır. Mahalleye, devletin uygun gördüğü bir muhtar seçilir. Nihayetinde devlet, uygun hale getirdiği bu mahalleyi, resmi olarak tanır. Gecekondu Yıkımlarından, TOKİ’lere Barınma Hakkı Gaspları Sürüyor! Bu süreçten sonra direnişlerin yükseldiği varoşlara yönelik kapsamlı bir ideolojik saldırı başlatıldı, varoşlarda mücadelenin önünü kesmek, devrimci kültürü yok etmek için yozlaşmış kültür aşılandı: fuhuş, uyuşturucu, çeteleşme, bizzat devlet eliyle güçlendirildi. Ülkemiz hâkim sınıfları, bugün hala varoşlara yönelik saldırılarına devam ediyorlar. Arazi mafyası, gecekondu yıkımları, seçim dönemlerinde gecekondu sahiplerine tapu dağıtımının yanında özellikle ilimiz İstanbul’da, emperyalistlerin özel şirketlerine peşkeş çekilen bu bölgelerde TOKİ’ler çoğalmakta, devrimci kültürü silmek adına mümkün olan her şey yapılmaya devam etmektedir. Bugün varoşlarda ‘insan’ oldukları gerçeğine yabancılaştırılmaya çalışan emekçi halkımız, şimdi de “yeni bir demokratik anayasayı” (!) oylamak için, ona ‘ Evet’ ya da ‘Hayır’ diyen düzen partilerinin iktidar dalaşının tarafları haline getirilmeye çalışılıyor. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) olarak, 2 Eylül Direnişi’nin 33.yıldönümünde, bu direnişten, ülkemizdeki devrim ve demokrasisinin kazandırdığı güçlü tarihsel miras ve deneyimden hareketle bir kez daha haykırmak, mücadeleye devam edeceğimizi, bizi ezen düzenle, anayasalarıyla barışmayacağımızı bir kez daha ilan etmek, Boykot tavrımızı 1 Mayıs halkının deneyimi ve öfkesiyle birleştirmek için 2 Eylül 1977 tarihinden bugüne her yıl gerçekleştirilen "2 Eylül Gecekondu Direnişi Şehitlerini Anma" yürüyüşüne 1 Mayıs halkı başta olmak üzere tüm emekçi halkımızı davet ediyoruz. Yürüyüş Tarihi: 4 Eylül 2010 (Cumartesi) Toplanma Yeri ve Saati: 1 Mayıs Mahallesi, Karakol Durağı, Saat: 17.00" |




1970’li yıllarda, örgütlü halk güçlerinin can bedeli direnişleri, örgütlülükleri ve fedakarlıklarıyla kurulan 1 Mayıs Mahallesi’nin tarihsel sürecine de değinilen bildiride, DHF İstanbul örgütlülüğü, tüm ilerici, demokrat, duyarlı kesimleri 4 Eylül 2010 (Cumartesi) günü yapılacak yürüyüşe katılmaya çağırdı.