| TEKEL İşçileri Süreci Değerlendirerek, Birleşik Mücadele Çağrısını Yinelediler! |
|
ANKARA (29.09.2010) - TEKEL işçileri, süreci değerlendirerek, yayımladıkları bir basın bildirisi ile kamuoyunu bilgilendirdiler.
Demokratik Haklar Federasyonu'nun da aktif bileşenlerinden olduğu TEKEL Direnişi, sendikal bürokrasi ve devlet tarafından manipüle edilmiş olmakla birlikte, güncelliğini koruyarak sürüyor. TEKEL işçilerinin yayımladıkları basın bildirisi şöyle: "Basına ve kamuoyuna 21 Eylül itibariyle Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi’nin çevik kuvvet marifetiyle sendika şubelerini koruma altına alacak kadar TEKEL işçilerinden ve işçi sınıfından koptuğuna tanık oluyoruz. Bu duruma neden ve nasıl gelindi? TEKEL işçilerinin mücadelesi 15 Aralık’ta yeniden başladığı sırada, AKP hükümeti TEKEL fabrikalarını (sigara, alkollü içecekler vd) özelleştirmesinde epeyce yol almıştı. Fabrikaların kapatılma aşamasına gelinmişti. Tek Gıda-İş için deniz bitmiş, varlık yokluk mücadelesi kaçınılmaz olmuştu. Bir eylem önermediği takdirde, işçi sendikaya tepki gösterecekti. 78 günlük bir mücadele ve direnme beklentisi içinde olmayan Tek Gıda-İş merkezi, AKP hükümetine gövde gösterisi yapıp geri dönmeyi hesaplamış, AKP hükümetine kafadan muhalefet etmeyi göze almamıştı. İşçiler illerinden kalkıp Ankara’ya geldiklerinde bir daha geriye dönmemeyi göze almış bir çoğunluğa sahip olduklarını gördüler. Zaman içinde bu grup daha da militanlaşarak, birbirine güvenlerini tazelediler. Şube başkanlarının denetiminden kurtulup “bağımsız” bir işçi önderliğinin ilk nüvesini oluşturmaya adım attılar. İşçiler bedel ödediler: Sadece 78 gün boyunca ailelerinden ayrılmış olarak ya da maddi kayıpları arttığı için değil, aynı zamanda en yakınlarını ve içlerinden birini (Hamdullah Uysal’ı) kaybettiler. Hükümet 4 C’den kısmen taviz verirken, sendika mücadelenin sona erdirilmesi için çalıştı. Danıştay kararı sendikanın imdadına yetişti. İlginç olan bu kararın hemen öncesinde Ankara valiliğin “önümüzdeki günlerde önemli şeyler olacak” yönündeki açıklamasının ardından Danıştay’ın işçiler lehine kararını açıklamış olmasıdır. Hükümet işçilerin 4 C’ye geçmesi için bir aylık süre vermişti, Danıştay bu süre kısıtlamasını iptal etti ve işçilere Eylül ayına kadar süre tanıdı. Sendika Danıştay kararını fırsat bilip işçilere danışmadan 2 Mart’ta çadırların kaldırılması kararını aldı. Bu karara işçiler itiraz etti, ancak sendikacılar işçileri dinlemediler. Peşinden eylem takvimini açıkladı: 1-2 Nisan’da Ankara’dayız! 1-2 Nisan’da işçiler Ankara’ya geldi, sendika mücadele hakkında söylediği sözünü tutmadı. Türk-İş Genel Merkezi Ankara emniyetiyle işçilere barikat kurduğu sırada, Tek Gıda-İş Genel Merkezi işçilerin önüne geçip eylemi sonlandırdı. Sendika, Haziran ayının 1-2-3’ünde 3 bin işçiyle Ankara’da olacağını açıkladı. Daha sonra da her ay Ankara’da olunacaktı. Bütün bu açıklamaların hiçbiri gerçekleşmedi. Sendika hiçbir mücadele sözünü tutmadı. TEKEL işçileri olarak bu süreçte ne yapabilirdik? İlk demokratik müdahale 1 Mayıs kürsüsünde gerçekleşti. Yüzbinlerin yuhaladığı Türk-İş Genel Başkanından söz isteyen TEKEL, İtfaiye, İSKİ işçilerine söz verilmeyince, sendikacılar kürsüyü terk ettiler. Daha sonra 26 Mayıs Genel Grevi kararından cayan Türk-İş yönetimine demokratik uyarı eylemleri çerçevesinde 24–25 Mayıs tarihlerinde çeşitli illerdeki Türk-İş Bölge Temsilciliklerinden “genel grev” çağrısı yaptılar. Bu iki eylemin hemen ardından Türk-İş Genel Merkezi, DİSK, KESK, Hak-İş, Kamu Sen, Memur Sen ile birlikte 4 C’ye karşı mücadele eden işçileri “teşhir ve tecrit” edeceklerini açıkladılar. Türk-İş Genel Merkezi üçüncü kez ve bu kez işçilerin adını vererek “kınama” yazısı yayınladı; bu kınama yazısında diğer 5 konfederasyonun da ismi kullanıldı. İsmi kullanılan konfederasyonlar daha sonra hiçbir açıklama da yapmayarak, Türk-İş Genel Merkezine desteklerini devam ettirdiler. Mücadeleyi yükseltme isteğinde olan işçiler artık sadece Tek Gıda-İş’i değil, sendika bürokrasisinin tamamını karşılarına almak zorunda kaldılar. Sendika 4 C ile ilgili hukuk görüşü açıkladı ve 4 C sözleşmesini işçilerin imzalamasını istedi. Üstelik bu hukuk görüsü 29 Mart tarihli olmasına rağmen Temmuz ayında yayınlandı. İşçiler olarak yeniden sendikamıza giderek durumu görüşmek istediğimizi ifade ettik. 10 Ağustos’da gitme kararı aldık ve 9 Eylül’de ANKA’ya görüş açıklayan Tek Gıda-İş Genel Başkanı “Sendika dingonun ahırı değil, elini kolunu sallaya sallaya kimse sendikaya gelemez. Türk-İş’te başlarına gelenden daha beter olurlar” kabilinden açıklamada bulundu. Ardından dokuz koldan Ankara’ya yürüyüş yapılacağı açıklandı. Bu da boşa çıktı. Mustafa Türkel’in son açıklaması Anayasa Mahkemesindeki yargılama süreciyle ilgili oldu. Türkel, 14-15 Eylül’de raportör Anayasa Mahkemesine raporunu verecek, mahkeme 4 C ile ilgili kararını açıklayabilir diye açıklama yaptı. İşçiler olarak 16 Eylül’de Anayasa Mahkemesi’nin önünde açıklama yaptık; açıklamada, durumumuzu anlatıp mahkemeyle görüşmek istedik. Mahkemenin yetkili memurunun bize yaptığı açıklamada iki dava olduğunu, ikinci raportörün raporunu açıklamadığını, rapor açıklanmasından sonra mahkemenin davayı gündeme alacağını ve bunun da ne zaman olacağının belli olmadığını açıkladı. Sendika şube başkanları aracılığıyla bütün TEKEL işçilerinin 4 C sözleşmesini imzalamasını sağladılar. Sendika yeni bir açıklama yaparak, işçilere iş verilmesini talep etti. Böylece, 78 günlük mücadelenin kazanımları bizzat sendikamız Tek Gıda İş tarafından silinip atıldı. Böylece mücadeleden vazgeçilip, 4 C kabul edilmiş oldu. Tek Gıda-İş yönetimi işçilerin sendikaya tepki göstermesini önlemeye gücü yetmediği için, tıpkı Türk-İş Genel Merkezi gibi emniyetten destek alıyor, işçi sınıfının mücadele tarihine kara bir leke ekliyor. Oysaki 4 C uygulaması sadece TEKEL işçisini ilgilendirmiyor. Soruyoruz: Ataması yapılmayan öğretmenlerin ücretli öğretmen olarak çalıştırılacak. Öğretmen adaylarının kadrolu öğretmenlerin üçte bir ücretine ve hiçbir özlük hakkına sahip olmadan çalıştırılması, 4 C’den farklı mı? Sendikalı, kadrolu olarak THY yer işletmede çalışan işçilerin, işveren ve sendika işbirliğiyle sözleşmeye konulan 8’inci madde aracılığıyla, kıdem ve ihbar tazminatına ilaveten 6 aylık ücret karşılığında işten çıkartılıp, yer hizmetlerinin TGS taşeronuna devredilmesi 4 C’den farklı mı? Sendikalı, kadrolu Telekom işçilerinin emekli edilerek ya da 8 aylık ek ücret tazminatıyla işten çıkartılarak işlerin taşerona devredilmesi 4 C’den farklı mı? Hastanelerde, belediyelerde hemşirelerden yemekhaneye kadar bütün hizmetlerin kadrolu işçilerden alınıp taşerona devredilmesi 4 C’den farklı mı? Tekstil işkolunda gündelikçi, çağrı ile çalışma uygulamasının yaygınlaşmasıyla sürekli iş olanağını, sigorta, yol yemek hakkını kaybeden işçilerin durumu 4 C’den farklı mı? Bütün işçi sınıfının 4 C ve ondan daha feci çalışma koşullarına mahkûm edilmeye çalışıldığı bugünkü koşullarda, konfederasyonlar; ya da Tek Gıda-İş, Hava-İş, Belediye-İş, Haber-İş, Tezkoop-İş sendikaları nerededir? Öyleyse 4 C’yi, taşeron çalışmayı, gündelikçiliği, esnek çalışmayı durdurmak için el ele verelim! Bilinçli işçiler olarak özlük haklarımıza ve işçi davamıza yan yana gelip sahip çıkmaktan başka çaremiz yok!" |




Geçtiğimiz kış aylarında 78 günlük büyük direnişleriyle gündeme oturan ve sendika bürokrasisi - devlet işbirliği içerisinde direnişleri etkisizleştirilenTEKEL işçileri, yayımladıkları bir basın metniyle kamuoyunu bilgilendirerek, mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundular.