ANKARA (29.06.2009) - Demokratik Haklar Federasyonu’nun (DHF), Ankara’da düzenlediği ‘Ulusal Sorun-Kürt Ulusal Sorunu’ başlıklı sempozyumun ikinci günündeki ilk oturumu sona erdi. Ulusal sorunun, Kürt sorununun güncel başlıklarıyla ele alındığı oturumda, emperyalizm ve ulusal sorun konusu irdelendi. İlk oturumun konuşmacıları arasında, Babür Pınar, Muzaffer Oruçoğlu, Recep Maraşlı, Sibel Özbudun ve Sinan Çiftyürek yer aldı.
Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı konusunun tekrar düşünülmesi gerektiğinin ön plana çıktığı oturumda, Kürt sorunu ile ilgili olarak Lenin’in formüle ettiği Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesi sıklıkla hatırlatıldı.
‘Proletaryanın kurtarıcı olduğu fikri dine çıkıyor’
Erşat Akyazı’lının yönettiği oturumda internet bağlantısı aracılığıyla sempozyuma katılan ve ilk olarak söz alan Muzaffer Oruçoğlu, Kürt sorunu konusunda İbrahim Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu görüşlerin, hala kendi algılayışına cevap olduğunu dile getirdi. Ancak, İbrahim Kaypakkaya’nın ‘Kürt sorunu emperyalizme karşı bir mücadele sorundur’ tespitine katılmadığını ifade eden Oruçoğlu, ulusal sorunun esasta pazar sorunu olduğunu vurguladı. “Tarihsel haksızlık da olsa, bir ulus kendi kaderini tayin hakkını kullanmak istiyorsa, bizim buna söyleyecek bir şeyimiz yok” diyen Muzaffer Oruçoğlu, “Ezilen ulus hareketi, baş düşman olarak kabul ettiğimiz egemen sınıfla, genel çıkarları gereği birlikte hareket etme tavrı geliştirebilir. Bu nedenle Kürt hareketinin emperyalizme karşı bir mücadele sorunu olduğu bana pek mantıklı gelmiyor” diye konuştu.
Konuşmasının ardından bir dinleyicinin, “Bugünkü konjonktürde Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı mücadelesinin kayıtsız şartsız kabul edilmesi düşüncesine devrimci demokratlar sınıfsal mücadelenin ulusal mücadeleye eklemlenmesi olarak mı yaklaşmalı” sorusuna karşılık, Oruçoğlu şöyle bir yanıt verdi: “Genel olarak bir ulusun özgürlüğü insanın özgürleşmesinin bir parçasıdır. Kimin önderliğinde olursa olsun, ister burjuva, ister feodal önderler olsun, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkı onların bileceği bir iştir. Ama proletaryanın çıkarlarına göre yaklaşmamak gerekir diye düşünüyorum. Bu anlamda Lenin’i takdir ederim.” Oruçoğlu’nun bu yanıtına karşılık bir dinleyici de, “Oruçoğlu’nu aşırı liberal buldum” yorumunda bulunarak, bu görüşün emperyalizmin barış içinde bir arada yaşama fikrine hizmet ettiğini söyledi.
Proletarya sınıfının kurtarıcı tayin edildiği fikrine karşı çıktığını bildiren Oruçoğlu, “Proletaryayı başımıza kurtarıcı olarak diken, proletaryanın önce kendi kurtuluşunu, sonra da herkesin kurtuluşunu sağlayacak anlayışı dine çıkıyor” açıklamasında bulundu.
‘Efendinin köleyle aynı sınıfta olması kölelik koşullarını değiştirmez’
Emperyalizm ve ulusal sorunun ortaya çıkışının maddi zemini kapitalizmdir” şeklinde konuşan Babür Pınar, emperyalizm ve uluslaşmanın maddi ilişkilerin üzerinde yeşeren zorunlu bir süreç olduğunu vurguladı. Ulusal sorunun lokal bir sorun olmaktan çıktığını söyleyen Pınar, açıklamasına şöyle devam etti: “Toplumların ulusal kimliğine kavuşması kapitalizme ilişkin bir olgudur. Uluslaşma, üretim ilişkilerinden ve dolayısıyla üretim tarzından kopuk olarak ele alınamaz. Burjuva sınıflar feodallerden siyasi iktidarı devralırken, kapitalist ulus devletler, feodal iktidarın sömürgeciliğini de devraldı. Kapitalist devletlerin emperyalist niteliğe ulaşmasında eski sistemin sömürgelerini devralmasının rolü önemlidir. Ulusal hareketlerin gerçekleştiği sömürge ülkelerde, her zaman devlet olarak var olma durumu, o ülkede kapitalizmin çarpık ve bağımlı gelişim göstermesine bağlı biçimlendi.”
Ulusal burjuva devriminin, devrimci bir iktidar iradesi gerektirdiğinin altını çizen Pınar, burjuvazinin sömürgeciliğe karşı gösterdiği başkaldırı iradesini tam bir kurtuluşa kadar sürdürmesinin olası bir durum olmadığını ifade etti. Buna karşılık burjuva ulusal kurtuluşun gerçekleşebilir olduğunu dile getiren Pınar, “burjuva ulusal devlet, burjuva karakter nedeniyle her zaman ve her ülkede işçiler için hapishane demektir. Cennet vaadinin aksine kapitalizmin işçilere ve halklara sunduğu cehennemdir, sürünerek yaşamdır” dedi.
Devrim için organize olmayan işçi sınıfı, anti-emperyalizm mücadelesinin öncüsü olama” şeklinde bildirdiği açıklamasında Pınar, ulusalcı burjuvazinin, sömürgeci iktidarla pazarlık gücünü artırabilmesi için ezilen halkın kendi sınıf kimlikleriyle harekete katılma gereksinimi olduğunu aktardı. Pınar Kürt sorunu konusunda yapılması gerekeni ise şöyle bildirdi: “Ezilen halkların kurtuluşu bayrağını kaldırması ve sömürgeci cepheye karşı devrimci eleştirel tavır takınması ve ayağa kalkması insanca yaşam hakkının kullanılması gerekir. Unutmamak gerekir ki efendinin köleyle aynı ulustan olması kölelik koşullarını değiştirmez. Kölelik zincirinin kırılması için her ulustan efendinin iktidarına karşı savaş zorunludur.”
“UKKTH unutturulmak isteniyor”
Sempozyumun tek kadın konuşmacısı olma sorumluluğunu taşıdığını eleştirel bir dille ifade eden Özbudun, Kürt sorunun geldiği noktayı güncel örnekler üzerinden açıklamaya çalıştı. Özbudun, Hasan Cemal’in Murat karayılan ile yaptığı görüşme ve hemen ardından cumhurbaşkanının iyi şeyler olacak açıklamasının yanı sıra, CHP’nin Kürt açılımı yapması, hemen arkasından genelkurmay başkanının kültürel farklılıklarla yönelik açılım açıklamasında bulunmasının, ‘bizi çözüm oluyor’ düşüncesine götürdüğünü ancak bunların bizi ulusal beis ve umut salınımına sürüklediğini ifade etti.
AB müktesebatı çerçevesinde tanımlanan dil sözleşmesi ve azınlık dillerinin korunmasına yönelik görüşlerin son dönem Türk hâkim sınıflarının kültürel farklılıkları zenginlik olarak tanımlayan açıklamaları ile benzerlik taşıdığına dikkat çekti. Bunun oldukça konjonktürel olduğuna vurgu yapan Özbudun, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin unutturulmak istendiğini söyledi. Özbudun buna neden olarak da şu açıklamayı yaptı: “AB müktesebatı öncelikle azınlık dillerini tanımlarken, o topraklarda yaşayan nüfusun, yurttaşlık bağı ile bağlı olan azınlık dillerini kapsamakta ve onlarca göçmenin azınlık dilini dışında bırakmakta. Genelkurmay Başkanı da kültürel hakların bireysel düzlemde kullanılmasının hiçbir sakınca taşımayacağını söylüyor ve hakların bireysel olduğunun altını özenle çiziyor ve TSK olarak kolektif haklara dönüştürülmesinin karşısında olduğunu söylüyor. Bu açıklama AB müktesebatı ile tamamen örtüşüyor, aynı zamanda kolektif haklar olarak tanımlanan ulusların kendi kaderini tayin hakkı unutturulmak isteniyor” dedi. Özbudun, UKKTH ilkesinin insan hakları evrensel beyannamesindeki bireysel hakların kullanılmasına tekabül eden ve kolektif hakların ortadan kaldırıldığı yolların hukuksal olarak döşendiği uyarısında bulundu.
‘Kadınlar Kürt Ulusal hareketinin aktif öznesidir’
Almanya Berlin’den internet üzerinden sempozyuma katılan Recep Maraşlı, İbrahim Kaypakkaya’nın bıraktığı tezleri, ardıllarının yeterince iyi kullanmadığını söyledi. Günümüz küresel kapitalizm koşullarında ve Ortadoğu’nun yeniden yapılandırıldığı bu süreçte Kürt ulusal sorununun tartışılmasının anlamlı ve gerekli olduğunu bildiren Maraşlı Kürt sorununun bir sömürge sorunu olduğunu kaydetti. Kürt ulusal hareketinin farklı boyutlarına değinen Maraşlı bu boyutları şöyle özetledi: “uluslararası bir niteliğe sahiptir ve Kürt ulusal hareketinde gerilla mücadelesi ulusal hareketin bir parçası olarak karşımıza çıkar. Kürt ulusal mücadelesinde Kürt kadınlarını önemli bir değişime uğratmıştır ve hareketin aktif bir öznesi olarak ortaya çıkmıştır.” Kürt ulusunun ulusal demokratik ve özgürlük talebini nasıl ele alınması gerektiği konusunda ise Maraşlı, “ devlet kurmak da dahil Kürt ulusunun kolektif haklarını ve taleplerini dikkate almadan çözüm mümkün değil” şeklinde yanıt verdi.
‘Kürtler nefes almak istiyor’
Konuşmasına Kürtçe olarak başlayan Sinan Çiftyürek, son konuşmacı olarak Kürt sorununu tarihsel perspektif ve güncel sorunlar olmak üzere iki başlıkta inceledi. Sömürgecilik, kapitalizm, sanayileşme, ulus, merkezileşme, emperyalizm, modernizm gibi kavramların birbirinden kopuk olmadığını söyleyen Çiftyürek, “halklar on binlerce gibi bir sayı ile ifade edilirken uluslara gelindiğinde bu sayı ancak yüzler ile ifade ediliyor. Kürt ulusal hareketinin nefes almakta zorlandığını söyleyen Çiftyürek, güncel sorun açısından Kürt sorununda şu çözüm önerilerini sıraladı: “Anayasal hak, anadilde eğitim, genel af… Erbil Konferansında bulunursak bu üç konuda ısrar edeceğiz. Kürt halkı eriyor, bu halkın nefes alması lazım. Sosyal yıkım ve sosyal kırımın yok edilmesi için Kürtlerin anadilde eğitime ihtiyacı var. Emperyalizm ve kapitalizme karşı emekçi ve işçilerle birlikte mücadele etme noktasında hem fikiriz ama Kürt halkı nefes almak istiyor.
IV. Oturumda Kürt ulusal sorununda politik tutum ve çözüm programları tartışıldı
DHF’nin düzenlediği ‘Ulusal Sorun-Kürt Ulusal Sorunu’ başlıklı sempozyum 4’üncü oturumun tamamlanmasıyla sonlandı. Temel Demirer’in başkanlığını yaptığı son oturuma, Demokratik Haklar Federasyonu, Demokratik Toplum Partisi, Emek Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Platformu, Partizan ve Sosyalist Parti temsilcileri katıldı. Kürt sorununda politik tutumların devrimci, demokrat kurumlar tarafından dile getirildiği oturumda, Kürt sorunu ile ilgili olarak çözüm önerileri tartışıldı.
‘Ulusal sorun pazar sorunudur’
Temel Demirer’in başkanlığını yaptığı oturumda ilk olarak kendisine söz verilen Demokratik Haklar Federasyonu temsilcisi, ‘komünist önder İbrahim Kaypakkaya’yı saygıyla anıyorum’ diyerek başladığı konuşmasında, genelkurmayın, “İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, bu Türkiye’nin birinci sorunudur. Halledilmesi lazımdır” şeklindeki açıklamasının, yeni bir asimilasyon ve imhanın taktiksel aracı olduğuna dikkat çekti.
DHF temsilcisi verdiği güncel örneklerle Kürt sorunun Türk hakim sınıfları ve uluslar arası emperyalist güçler doğrultusunda çözülmek istendiğine vurgu yaptı. Emperyalist kapitalist sistemin bugün ekonomik ve yapısal bir kriz yaşadığını ifade eden DHF temsilcisi, “Emperyalizm, ömrünü uzatma adına yeni bir politik yönelime girdi. Bu yönelime göre, bütün merkezi iktidarları tek tek parçalara ayırmayı ve onları yeniden ve yeniden sömürmeyi amaçlıyor” diye konuştu.
ABD emperyalizminin ve İngiliz emperyalizminin batı pazarını doğu pazarı ile birleştirme eğiliminde olduğunu söyleyen DHF temsilcisi, “Avrasya’nın göbeğinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti, bu proje içerisinde öne çıkmaktadır” dedi. Ülkedeki Ergenekon operasyonunu bu çerçeve içerisinde değerlendiren DHF temsilcisi, ABD ve diğer emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki politikalarına engel çıkartabilecek güçleri tasfiye etmek istediklerini söyleyerek, Abdullah Öcalan’ın Türk devletine teslim edilmesi ve PKK için bugün yürürlüğe konulan tasfiye planlarının böylesi amaçlar taşıdığını ifade etti.
DHF temsilcisi, Kürt ulusal hareketinin meseleye yaklaşımı noktasında, savunulan demokratik özerklik projesinin yerel yönetimlerin güçlendirilmesi politikasının uluslararası tekeller tarafından uzun süredir savunulduğunu söyledi. DHF temsilcisi bu konuda şöyle bir açıklama getirdi: “Böylece merkezi iradenin ekonomik yetkilerinin belirli bir kısmı yerel yönetimlere devredilecek ve her bir yerel yönetim adı konmamış bir işletmeye dönüştürülecek, bunun sonucunda uluslararası tekeller ülkeyi karış karış parselleyecek.”
Kürt ulusal hareketinin ulusların kendi kaderini tayin hakkından, yani ayrı bir devlet kurma fikrinden geriye çekildiğinin altını çizen DHF temsilcisi, DHF’nin Kürt sorununa ilişkin şu çözüm önerilerini aktardı: “Ulusal hareketler ve de ulusal sorun kapitalizmin şafağında ortaya çıkmış ve özünde bir pazar sorunudur. Stalin yoldaşın dediği gibi, ulusal sorunun çözülmesinin temel ve ön koşulu ülkenin demokratikleşmesidir. AKP eliyle yaratılan demokratikleşme bir yanılsamadır. Çağımızda ulusal sorunun çözümü sınıfın önderliğine bağlıdır. Kürt ulusal sorunu bugün emperyalizmin gündeme getirdiği emperyalist politikalarla çözülemez. Bununla birlikte, sınıfsal bir perspektifle ülkemizdeki ulusal sorunu, demokratik ve meşru talepler olan anadilde eğitim gibi kültürel hakların tanınması, kendi kaderini tayin hakkının tanınması şeklindeki somut başlıklarla faaliyetimiz içinde bugünden ele almalıyız.”
DHF temsilcisi, konuşmasını, komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın, “Ulusal sorun pazar sorunudur” belirlemesine atıfta bulunarak, “Ulusal sorun hala pazar sorunudur. Bazılarının iddia ettiği gibi kültürel bir sorun değildir. Ekonomik temelden yoksun bir sorun değildir” sözleriyle sonlandırdı.
‘Kürt sorununda PKK’siz bir çözüm konsepti işletiliyor’
İkinci olarak konuşan Sosyalist Parti temsilcisi, bugün Kürt sorunu ile ilgili olarak emperyalizmin ve Türk devletinin yaptıklarını, “PKK’yi zayıflatma amacı taşıyor ve PKK’siz bir Kürt sorununun çözümü konseptini işletiyor” şeklinde değerlendirerek, “Kürt hareketi homojen bir hareket değildir. Sorunu emperyalizmle çözme anlayışındaki işbirlikçi bir anlayış vardır hareket içinde. Hareketin, sorunu 4 parçaya ayrılmış olan Kürdistan halkının iradesi ile çözmek isteyen özgürlükçü eğilim kanadı yok edilmek isteniyor” dedi.
SP temsilcisi, Kürt sorununun günümüz konjonktürel durumunu şu şekilde değerlendirdi: “2007 5 Kasım’ında ABD’de yapılan görüşmede devreye sokulan emperyalist çözüm, PKK’nin Ortadoğu’ya yönelik politikalarında bir engel olarak görüldüğü çözüm anlayışıdır. Bu PKK’nin tasfiye edilmesi anlamını taşır. Bu tasfiye planı çok hızlı ilerlemektedir. Kürt ulusunun kolektif haklarının anayasal güvence altına alınması, Kürt halkının kolektif olarak kendi kaderini tayin hakkı değil, bireysel anlamda adımlar atılmaktadır. Hükümetle genelkurmay uzlaşı halinde, bu uzlaşı hem imha politikalarının sürdürüldüğü hem tasfiye politikalarının işletildiği bir süreçtir.”
SP temsilcisi, sosyalistlerin, bir ulusal hareketin önderliğini yapanın hangi sınıf olduğuna bakmasızın, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesi gereği, Kürt ulusal hareketini desteklenmesi gerektiğine vurgu yaptı. Bu hareketi desteklemenin ön koşulu, hareketin proletarya önderliğinde olup olmadığı şeklindeki düşünceyi yanlış bulduğunu sözlerine ekledi.
‘Kendi siyasal sistemimizi örüyoruz’
Sempozyuma DTP’yi temsilsen katılan Barış ve Demokrasi Partisi Genel Başkanı, “Sosyalistler Kürt sorununa hoşgörü ve tolerans ile yaklaşmalılar” sözleriyle başladığı konuşmasında, “PKK’nin eleştirilecek, benim de katılmadığım dünya kadar yanlışları vardır ama bu onun mücadelesinin yanında olmama anlamı taşımamalı” açıklamasında bulundu.
Kürt sorununun yakın, orta ve uzak hedefler şeklindeki çözümünün ön görülmesi gerektiğini ifade eden BDP Genel Başkanı, “Bizler bugün devletsiz bir çözüm savunuyoruz. Yani komünal demokratik çözümü savunuyoruz. Silahlı çözüm yolu iflas etti. Bu nedenle, meşruiyete dayalı, demokratik, barışçıl çözüm savunuyoruz. Dolayısıyla sosyalistler kendi doğrularını bize dayatmalılar” diye konuştu.
Ulusal sorunun pazara dayanan, burjuva demokratik karakterli bir sorun olduğunu dile getiren BDP Genel Başkanı, “Dünya değişiyor, PKK değişmek zorunda. Kendisine misyon biçtiğimiz proletaryanın çözüm gücü olmasının objektif koşulları artık kalmadı. Kürtlerin bu süreçte tarihsel bir yenilgiye asla tahammülleri yok” dedi.
BDP Genel Başkanı ayrıca, sistemin dayatmalarına rağmen kendi siyasal sistemlerini ördüklerinin üzerinde durarak, “Demokratik, barışçıl çözümün, demokratik özerkliği egemenlerin bize bahşetmeyeceği anlayışıyla, meşruiyete dayalı, halklaşmaya dayalı bir siyasal sistemin örülmesiyle olacağını savunuyoruz. Özgür belediyecilik yöntemiyle, demokratik toplum projesiyle, bizi demokratik cumhuriyete götürecek bir projeden bahsediyoruz. Sorunumuz demokratik ve özgür çözümü, sisteme rağmen kendi modelimizi, sistemimizi örmekten geçiyor. Yerel yönetimlerin özerk bir yapıya kavuşturulmasının yolunu açtık” diye açıklamada bulundu.
EMEP’ten 16 maddelik çözüm önerisi
Kürt sorununun demokrasi mücadelesi açısından en önemli ve güncel sorunlardan biri olduğunu söyleyen EMEP temsilcisi, “Kürt meselesinin demokratik ve halkçı bir biçimde çözümü, işçi ve emekçi eksenli mücadeleyi daha da güçlü kılacaktır. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerin demokratik bilincinin giderek devrimci bir çizgiye taşınmasının önündeki engeller kaldırılmış olacaktır” şeklinde konuştu. Kürt sorununun esas olarak işçi sınıfının ve kaderini ona bağlamış olanların temel bir sorunu olduğunu dile getiren EMEP temsilcisi, bu sorunun çözümünün, işçi sınıfı ve onun siyasi misyonunu önemseyenlerin görevi olduğunu hatırlattı.
Temel olarak Kürt dili ve kültürel hakları üzerindeki yasakların ve de ayrımcılığın sona ermesini salık veren EMEP temsilcisi, eşit haklar ve özgürlüklerin tam garantisinin Kürt sorununa gerçek bir demokratik çözüm getireceğini savundu. EMEP temsilcisi, Kürt sorununun çözümü için partisinin ortaya koyduğu ve 16 maddeden oluşan önerilerini aktardı. EMEP’in önerilerinden bazıları şöyle: “Operasyonlar durmalı, ateşkes kalıcı hale getirilmeli, barış ve demokratikleşme için diyalog yolu açılmalı, anadilde eğitim ve anadilde yayın hakkı sağlanmalı, gerçek bir barış ve kardeşlik için genel siyasi af çıkarılmalı, koruculuk kaldırılmalı, toprak reformu gerçekleştirilmeli, bölgede hiçbir gerekçeyle OHAL ve özel örgütlenmelere izin verilmemeli.”
‘Adil, demokratik, onurlu bir barış Kürt sorununu çözer’
Kürtlerin iki yüz yıllık bir felaketin tanığı olduğu açıklamasını yapan ESP temsilcisi, bir ulusun başka bir ulusu boyunduruk altına almasını felaket olarak nitelendirdi. Soruna egemen ulus proletaryasından ve onun öncüleri cephesinden bakılması gerektiğini dile getiren ESP temsilcisi, “Kürt sorununun tek çözümü tutarlı demokratizmdir. Her ezilen ulusun burjuva milliyetçiliği ezen ulusa karşı, onun zulmüne karşı yönelmiş demokratik bir öz taşır” dedi. ESP temsilcisinin açıklaması şöyle devam etti: “PKK’nin kendine içkin bir zaafı var. Demokratik özerklik projesi çözüm getirmeyecek ütopik bir yanılgıdır. Bütün bir mücadeleyi demokratik konfederalizm-demokratik özerklik çerçevesine hapsetmiştir. Sömürgeci rejim, uluslar arası güçleri arkasına alarak rolünü oynuyor. Batıda bir sınıf bilinci oluşturamayan Türkiye işçi ve emekçilerine empoze edilen şovenizm, sömürgeci rejimi güçlendirmektedir.”
Kürt sorunu ve çözümü söz konusu olduğunda devrimci hareketin renginin gri olduğunu aktaran ESP temsilcisi, çözüm önerisi olarak, üç maddeden oluşan bir formül sundu: ‘Adil, onurlu, demokratik barış’.
ESP temsilcisine göre, bu çözümün ön kabulü, batıda devrimci-demokratik bir hareketin yaratılmasıdır. Kürt sorununun çözümü noktasında öncelikli muhatap olarak Abdullah Öcalan, ondan sonra ulusal demokratik hareket ve en sonunda da DTP’yi gösteren ESP temsilcisi, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye devrimci hareketi, aydınlar ve yazarlar Kürt sorunu konusunda Abdullah Öcalan ve PKK’nin özne olduğunu anlatmak zorundadır. DTP, milyonlarca Kürt’ün oyunu almış, PKK’nin koyduğu siyasal çizgi doğrultusunda, yasal olarak kurulmuş bir partidir. PKK, DTP ayrımı yapılıyor ama hayat DTP ile PKK’nin programını yan yana getirmiştir. Kürt halkının adil, onurlu, demokratik barış mücadelesinde kararlı sosyalistler olarak DTP’yi sonuna kadar desteklemeliyiz.”
‘Kürt sorunu silahlı mücadele ile çözülür’
Ulusal sorunun demokrasi sorunu ile ilişkisini birlikte ele alan Partizan temsilcisi, “Bir ülkede ne kadar çok demokratlaşma varsa, ulusal sorunun çözümüne o kadar çok yaklaşılır. Demokrasi olmazsa, ulusal, kimliksel bazı sorunlar çözülemez” diye konuştu. İlkesel olarak ulusal sorunun çözümünün burjuva demokrasisi içerisinde de mümkün olacağını savunan Partizan temsilcisi, “Bu sorunun proletaryanın öncülüğünde çözülmek zorunda olduğu düşüncesini öngörmüyoruz. Ezilen bir ulusun hareketi proletarya öncülüğünde ilerlemek zorunda değil. Çözümün demokratik özerklikte olduğu, demokrasi mücadelesi ile Kürt halkının taleplerinin karşılanma özlemi yönünde olduğu bir çözümden yanayız” şeklinde bir açıklama yaptı.
Kürt ulusal hareketinin 1992’den bu yana ideolojik bir kriz yaşadığını, sonuca ulaşma noktasında kırılma ve realiteye teslim olmanın söz konusu olduğunu dile getiren Partizan temsilcisi, komünistler ve devrimcilerin Kürt ulusal mücadelesini yeterince geliştirmediği şeklinde özeleştiride bulundu. Partizan temsilcisi özeleştiri mahiyetindeki şu ifadelerde bulundu: “Kürt sorunu konusunda ortaya koyduğumuz doğruları hayata geçiremedik. Kaypakkaya’nın bu fikirlerini ortaya koyduğu süreçte ciddi anlamda bir Kürt ulusal hareketi yoktu, biz bugün onun fikirlerini hayata geçirirken, var olan Kürt ulusal hareketini dikkate alarak hareket etmek zorundayız.”
İdeolojik ve stratejik olarak Kürt ulusal hareketini eleştirmeye, ancak demokratik taleplerini desteklemeye devam edecekleri açıklamasında bulunan Partizan temsilcisi, nesnel gerçeklerin çözümünün ve ulusal kurtuluş mücadelesinin ancak silahlı mücadele ile gerçekleşeceğinin altını çizdi.
‘Arjantin usulü bir hesaplaşma gerekiyor’
Sempozyumun kapanış konuşmasını yapan şair-yazar Adil Okay, “Barış anlaşması ve Kürt sorununun çözümü, sosyalistlerin önderliğinde olmasa bile, biz bunu desteklemek zorunda kalabiliriz” şeklinde bir uyarıda bulundu. Ancak buna rağmen, 17 bin faili meçhulün olduğu ülkemizde, bunların katillerinin yargılanmadığı, devletin özür dilemediği bir ortamda, kalıcı bir barışın olacağına inanmadığını da ekledi. Çözümün bir takım koşulları olduğunu söyleyen Okay, “Eğer biz barış adına taviz verirsek, bu on yedi bin insanın kemikleri sızlamaz mı, bunun için bedel ödeyenlere haksızlık olmaz mı. Yargısız infazları unutmamak, asit kuyularını unutmamak gerekir. Haki Karerleri, Mazlum Doğanları unutmamak gerekir” diye konuştu.
Okay, Kürt siyasetinin önderleri için şu belirlemelerde bulundu: “Bu ülkede Kürt sorunu olduğunu ilk kez komünistler söyledi. Bu anlamda onlara bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Bugünün Kürt halk önderleri bu okulda yetişti, sosyalizm okulunda yetişti. Radikal sol örgütlerde yetiştiler, ulusal bilinçleri orada gelişti.”
Bakanlardan devletin diğer kadrolarına kadar Arjantin usulü barışçıl bir çözümden yana olduğunu ifade eden Okay, “Arjantin usulü hesaplaşma, bir dönemin toplu halde, katillerin toplu halde yargılandığı bir hesaplaşmadır” dedikten sonra, “AB müktesebatı Kürtler için bir çözüm değil, kurtuluş değil. Kültürel hakların çözümü, emek eksenli bir mücadelenin önünü açacaktır” tespitinde bulundu.



