ANKARA (27.06.2009) - Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’nun, ölümsüzlüğünün 36. yılında komünist önder İbrahim Kaypakkaya’ya atfen düzenlediği ‘Ulusal Sorun-Kürt Sorunu’ başlıklı sempozyumun ilk oturumu, verimli tartışmalar ve katılımcıların yoğun ilgisiyle, başarılı bir şekilde tamamlandı.
İnşaat Mühendisleri Odası, Teoman Öztürk Salonu’nda, saat 10.30’da başlayan oturuma katılımcı olarak, Bilim ve Gelecek dergisi yayın yönetmeni Ender Helvacıoğlu, Teori ve Politika dergisi yayın yönetmeni Metin Kayaoğlu, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yüksel Akkaya ve yurtdışından internet yoluyla katılan araştırmacı yazar Emrah Cilasun yer aldı.
Kürt ulusalsorununun kuramsal çerçevesinin tartışıldığı ‘Marksizm ve Ulusal Sorun’ başlıklı oturumda, Kürt ulusal hareketinin sınıf mücadelesinden uzaklaştığı, bu noktada eksik olduğu vurgusu öne çıktı.
‘Kürt Sorunu İşçi ve Emekçilerin Sorunudur’
Kürt ulusal sorununun emekçilerin, devrimci ve demokratların sorunu olduğunu dile getiren DHF temsilcisi Uğur Yeşiltepe, yaptığı açılış konuşmasında, İbrahim Kaypakkaya’nın kendi döneminde ulusal sorun konusunda dile getirdiği düşüncelerin, ülkemiz solu içerisinde bir kopuş yarattığını ve bu düşüncelerin hala güncelliğini koruduğunu ifade etti. Yeşiltepe, “Kürt ulusal sorununun tartışılacağı sempozyumumuzun Kürt sorununa bir katkı ve çözüm sunacağını umuyoruz” dedi.
Oturum başkanlığını yapan Yaser Günday, “Emperyalizm ortaya çıktığı günden bu yana, yeni pazarlarlar bulmak için, diğer ulusların, diğer kültürlerin baskı altına alınmasını beraberinde getirdi” diyerek, küreselleşmenin ulusal sınırları, ulusları ortadan kaldırdığı iddiasına karşılık, “Küreselleşmenin ulusal sınırları ortadan kaldırdığı dillendirilse de, emperyalizmin kendisi ulus devlet karakteri taşıyor. Her ne kadar çok uluslu şirketler bulunsa da, bunlar esasen belli uluslara aittir. Yani küreselleşme süreci ulusları ortadan kaldırmadı” şeklinde yanıt verdi.
Günday, ulusal sorun konulu bir sempozyumun İbrahim Kaypakkaya’ya atfedilmesini çok anlamlı bulduğunu ifade ederek konuşmasına şöyle devam etti: “Kaypakkaya’nın düşüncelerinin bugün de, bunca zaman geçmesine rağmen güncellik taşıması anlamlıdır. İbrahim Kaypakkaya döneminde Türkiye sosyalist hareketi milliyetçilik hastalığından muzdaripti. Bugün de böyle. Kaypakkaya’nın esas olarak ortaya koyduğu görüşler, uluslararası komünist hareketin görüşlerinin tekrarı olarak algılanabilir. Ben buna katılmıyorum. Kopyadır demek haksızlık olur. Örneğin, Kürt sorunu özgülünde, feodalizm tespiti, değerlendirmesi ile de bir özgünlük taşıyordu.”
Günday ayrıca, 1970’li yıllarda ulusların kendi kaderini tayin hakkı düşüncesinin iflas ettiği fikrine karşılık, İbrahim Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu işçi, emekçi sınıfı üzerinden bir mücadelenin sağlanması görüşünün, bugün çatı partisinin geldiği noktayı ifade ettiğini vurguladı. Son olarak Günday, “İbrahim Kaypakkaya’nın ulusal sorun ve Kemalizm’le ilgili yönü çok söylenir, zamanın da çok da önemliydi, tayin edici öneme sahipti. Bu önemini hala da koruyor. Fakat geçen yıllarda Türkiye’de çok önemli gelişmeler oldu. Kürt ulusal hareketi devleti bastıramayacağı bir uğraş içine sokmuştur. Geçen 30 yıl, Kaypakkaya’nın fikirlerinin, Türkiye’de Marksizm’de çok derinlik taşıdığını göstermiştir. Bu teorik derinlik her geçen gün daha da belirginleşmektedir. Bizim üzerimize düşen bunu ortaya çıkarmak, bunun üzerine bina etmektir” dedi.
‘UKKTH bütün Ezilenlerin KKTH olmalıdır’
Marks ve Engels’in ilk dönemlerindeki görüşlerinde ulusal soruna yer vermediklerini, hatta bu dönemde kapitalizmin sömürgeler aracılığıyla da olsa gelişiminin ilerici bir unsur olarak değerlendirdiklerini ifade eden Kayaoğlu, bu ilk dönemlerinde Marks ve Engels’in ulusal, dinsel karakterli hareketleri gerici kabul ettiklerini kaydetti. Kayaoğlu, “İlk dönemlerinde Marks ve de Engels, dinsel ve ulusal hareketleri gerici hareketler olarak ele almış ve liberal burjuvazi ile bu hareketlere karşı mücadele etmenin uygunluğunu dile getirmişlerdir” dedi.
Kayaoğlu’na göre, 1948 ve 1949 işçi devrimlerinin yenilgisi ve Rus imparatorluğunun Avrupa’ya dönük eylem ve düşünceleri, Marks ve de Engels’te ulusal sorunun bertaraf edilemeyeceği düşüncesinin gelişmesine neden olur.
Lenin’in, Marksizm’in tarihinde kapitalist gelişmenin ilerici-gerici anlayışına kılıç vurduğunu aktaran Kayaoğlu, Lenin’in Marksizm’de sıçrama yaratan denklemini şu şekilde özetledi: “Ezilen ve ezilenler devimcidir, ezenler gericidir. Milliyetçilik azalmayacak, kaybolmayacaktır. Lenin, ezilen ulusların hareketinin proletaryanın hareketi ile birlikte ele alınması gerektiğini söylemiştir. Sadece proletaryanın değil, ezilen halkların temsilcisiyiz demiştir. Bu Marksizm’de bir sıçramadır.”
Ulusal sorunun kuramsal çerçevesine ayrıntılı olarak değinen Kayaoğlu, ulusların kendi kaderini tayin hakkının, bütün ezilenlerin kendi kaderini tayin hakkı olması gerektiğinin altını çizerek, Kürt hareketine ve ezilenlerin hareketine selam çaktığını ifade ederek, konuşmasını sonlandırdı.
"19. yy Marksizm’inin bakışı sınırlı"
Oturumun diğer konuşmacılarından Ender Helvacıoğlu, ulusal sorunun 19.yy’da çıkan Avrupa icadı kuramlarla değerlendirildiğini ifade etti. Ulusal sorunun genel sosyo ekonomik ve toplumsal sorunlarla birlikte ele alınması gerektiğini kaydeden Helvacığlu, ulusun kurgu, icat bir kimlik ve hegemonyanın en önemli aracı olduğunu ekledi. Helvacıoğlu, Marks ve Engels’in kapitalizmin hızla geliştiği, devrimlerin hız kazandığı Avrupa içinde bulundukları, gördükleri ve sezdikleri olguları ele aldıklarını bu nedenle kendi sınırlılıkları doğrultusunda bir kuram ortaya çıkardıklarını söyledi. Ulusun, feodal toplumun parçalanmasıyla ortaya çıkan toplum birleşmesi olduğu tanımlamasını yapan Helvacıoğlu ücretli iş gücü, emek gücünün bu piyasanın içine dahil olmasıyla ilerleyen bir sürecin sonunda ortaya çıktığını kaydetti.
Ulusal soruna dair bir değerlendirme yaparken 19. yy. Marksizm’inin bakışının bugün için sınırlı olduğu yönünde açıklama yapan Helvacıoğlu, ulus devlete ilişkin şu tanımlamalarda bulundu: “Ulus, feodal aristokrasiye karşı mücadele sonucunda burjuva demokratik devrim ile ortaya çıkan bir olgudur. Söz konusu pazarın dışarıya karşı korunması, ‘bu sınırlar içindeki kapitalist pazarın hakimi benim, işçi ve emekçiyi ben sömürürüm’ demenin sonucunda ulus devlet ortaya çıkmıştır. Kapitalist Pazar içinde yurttaş olmaya başlayan emekçilerin ‘özgür ruh’ içinde bütünleşmesi gerekir. Bu toplumu bir arada tutmak için ulusçuluk, milliyetçilik ortaklığında buluşur. Bu ortaklık için burjuvazinin feodal aristokrasiyi tasfiye ettiği bir pratik gerekir.”
Ulusun, burjuva hegemonik ideolojinin en iyi aracı olduğunu söyleyen Helvacıoğlu, ülkemizdeki Kürt Ulusal hareketine dair, “Buradaki ulusal sorunumuz, Avrupa’da olduğu gibi, feodal kalıntıların tasfiyesi sorunudur. İkincisi ise emperyalizme karşı, emperyal müdahaleleri önleme, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi vermedir. Emperyalizme karşı bağımsızlık sorunudur. Üçüncüsü, birilikte yaşayan, yan yana yaşayan halkların, uluslaşma süreçlerinin, karşılıklı saygı temelinde çözülmesi sorunudur. Demokratik devrim sorunu var, emperyalizm sorunu var ve binlerce yıl iç içe yaşamış halkların, ulusların, bir birlerini kırmadan uluslaşması sorunudur, emperyalistlerin müdahalesi bunu engelliyor” şeklinde açıklamalarda bulundu.
‘Kürt hareketi sınıfsal bakış açısına sahip olmalı’
Marks ve Engels’te ulusal sorunu görmenin pek mümkün olmadığını dile getiren sendika, siyaset, sınıf ekonomisi üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Yüksel Akkaya yaptığı konuşmada Türkiye üzerinden ulusal sorunu değerlendirdi. Türkiye’nin demokrasi hayranlığının had safhada olduğunu belirten Akkaya, demokrasi mücadelesi olarak addedilen bir ulusal hareketin kapitalizmi karşısına almayan bir mücadele ekseninde asla başarılı olamayacağının altını çizdi.
Kürt Ulusal hareketine emek sermeye cephesinden bakmayı tercih eden Akkaya, sorunun çözümü noktasında demokrasiyi ön geren gelişmiş kapitalist toplumda demokrasiye ihtiyaç duyulmadığını söyledi. “Demokrasi kapitalizmin gayrimeşru çocuğudur, kapitalizm demokrasiyi dışlar; çünkü otokrasiye gereksinim duyar, böl/parçala/yönet anlayışına sahiptir” diyen Akkaya, “Kürt hareketi işçi sınıfına dayanmazsa Kürt sorunu çözülmez,” şeklinde açılama yaptı. Bugün Kürt hareketinin sınıfsal bir bakış açısına sahip olmamasının hareketin en büyük zaafı oluşturduğunu vurgulayan Akkaya, hareketin sınıfsal yöne yeterince değer vermediğinin görüldüğünü aktardı.
‘Burjuva demokrasisi mi isteniyor Yoksa ondan köklü bir kopuş mu arzu ediliyor?’
Hem Kurumsal genel çerçeveye ve hem de siyasi meselelere değinen Araştırmacı-Yazar Emrah Cilasun, “acı gerçeğin bugün ulusal sorunda burjuva demokrasisinin hükmü geçtiği” şeklinde açıklama yaptı. Milli sorunun son tahlilde sınıf mücadelesine tekabül ettiğini vurgulayan Cilasun, ulusal sorunun özgül ve bir öze sahip olduğunu söyledi. Türkiye’de üst yapıdaki hakim ulus milliyetçiliğine ve şovenizme ilk olarak değinmesi bakımından İbrahim Kaypakkaya’nın önemine değindi. “Kaypakkaya, üst yapıdaki şovenizme karşı açık mücadele etmiştir” diyen Cilasun, “şayet bu dünyaya komünizmin penceresinden bakacaksak, ekonomizm, pragmatizm illetinden kesinlikle kurtulmalıyız. Buradaki tayin edici sorun, çizgi sorunudur. Kürt Hareketinin bir şeyi kesinleştirmesi gerekiyor. Burjuva demokrasisi mi isteniyor, yoksa bunlardan köklü bir kopuş mu arzu ediliyor. Biz hangi at olmak istiyoruz, özgürlüğe doğru uçan mı, yoksa leş kargalarına yem olmak isteyen bir at mı olmak istiyoruz… Emperyalizmin geliştirmeye hazırlandığı saldırılar karşısında biz de stratejik donanımızı kuramsal anlamda da, politik anlamda da arttırmak zorundayız” şeklinde konuştu.
II. Oturumunda Kürt Ulusal Sorunun Tarihsel Boyutu İrdelendi
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’nin düzenlediği ve Ankara İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Salonu’nda devam eden Ulusal Sorun-Kürt Sorunu başlıklı sempozyumun ikinci oturumu da sona erdi. Kürt sorununun tarihsel arka planının irdelendiği ikinci oturumun katılımcıları sosyolog İsmail Beşikçi, Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, edebiyatçı yazar M. Şehmus Güzel, araştırmacı yazar Temel Demirer ve araştırmacı yazar Sait Çetinoğlu oldu. Kemalizm ve Kürt sorunu ilişkisi ile emperyalizmin rolünün tartışıldığı oturumda, Kürt sorununun emperyalist çıkarlar doğrultusunda, Kürtleri dikkate almayan bir eksende çözülmek istendiğine vurgu yapıldı.
‘Kürtler 40 milyon nüfusa rağmen söz sahibi değil’
2. Oturumun başkanlığını yapan İbrahim Karakaya, Osmanlı feodal sömürge sistemini, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişi ve Kürt isyanlarının tarihsel kökenlerini bilmeden, bugün Kürt sorununu anlamamızın zorlaşacağını aktardı.
Oturumda ilk olarak söz alan Sosyolog İsmail Beşikçi, sözlerine İbrahim Kaypakkaya ile ilgili bir anısını anlatarak başladı. 18 Mayıs’ta İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede katledildiği sırada kendisinin de hapishanede olduğunu ifade eden Beşikçi, Kaypakkaya ve kendisi hakkında iddianame hazırlayan savcının aynı kişiler olduğu hatırlatmasında bulundu.
Beşikçi, Kürt ulusunun politikada adının geçmediğine dikkat çekerek, Ortadoğu’da kırk milyona yakın Kürt bulunmasına rağmen, söz sahibi olamadıklarını söyledi. “Bu kadar büyük bir nüfusa sahip olmalarına rağmen, hiçbir kurumda hak ve özgürlük bağlamında Kürtlerin adı geçmemektedir” diyen İsmail Beşikçi, “Avrupa Konseyi’nin 50 tane üyesi vardır ve bunlar kararlar alıyor. Bunun bazı ülkelerinin nüfusu on bindir. AB’nin Kıbrıs, Malta gibi üye ülkelerinin nüfusu bir milyonun altındadır. Kıbrıs’ta Rumlar ve Türklerin nüfusu bir milyonun altındadır. Lüksemburg, Malta böyledir. Kırk milyon nüfusa sahip Kürtlerin de uluslar arası politikada adı geçmelidir” şeklinde açıklamada bulundu.
Türk devletinin, uluslar arası alanda emperyalist devletler tarafından tıpkı İsrail gibi kayırılan bir devlet olduğunu ifade eden Beşikçi, “Türkiye’de 20 milyon Kürt var ve Türkiye bunu inkar ediyor ve bunu AB’ye kabul ettiriyor” dedi.
Beşikçi, Kürt sorununun tarihsel geçmişi içinse şu bilgiyi verdi: “Kürt sorunu dediğimiz zaman, 1920’ler çok önemli. Kürtlerin nasıl bölündüğünü, nasıl parçalandığını anlayabiliriz bu tarihe bakarak. Kürtlerin yaşadığı en büyük zaaf, Kürtlerin, ulusların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde bölünmeleri, parçalanmalarıdır. Sovyetlerin bunun karşısındaki tutumu şöyleydi; Londra, Paris nasıl Kürt karşıtı bir politika izliyorsa, Moskova da Kürt karşıtı bir politika izliyordu. Bu Kürt sorunu noktasında nasıl bir uluslar arası politika izlendiğini gösteriyor.”
‘Kürt sorunu Kürtsüz çözülmek isteniyor’
Ulusal sorunun sorunlarını tarihi, politik, bölgesel düzlemde ele alan araştırmacı-yazar Temel Demirer, Kürt sorununda Kemalizm’i karşımıza almadan bir adım atılamayacağının altını çizdi. Demokratikleşme kisvesi altında Kürt çocuklarının eli, kolu kırılarak demokratikleştiğimizi söyleyen Demirer, “Cumhurbaşkanı’na Kürdistan demek serbestken, Osman Baydemir yargılanıyor. Bir alay insan Kürdistan dediği için yargılanırken mi demokratikleşiyoruz” dedi. Kürt’süz bir Kürt sorununun çözüme kavuşturulmak istendiğine dikkat çeken Demirer, Kürt sorununun devletçi, Fethullahçı çözümünün istendiği uyarısında bulundu. Ulusal sorunun çözümü noktasında ise, “Kürtlerin ulus olmaktan kaynaklanan haklarına yeniden karar vermesi ile mümkündür. Kürt ulusal sorunun çözümü yeniden kendimize güvenmekten geçiyor. Damlayı damlaya, nehri nehre, denizi denize katmakla mümkündür” açıklamasını yaptı.
‘Kürt sorununda üçüncü yol mümkün’
“Maalesef Kürt hareketi içerisindeki bazılarının gözleri liberallere dikilmiş” diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, Kürt sorununun çözümü noktasında üçüncü bir yol olduğunu düşündüğünü söyledi.
Coşkun, savunduğu üçüncü yolu şöyle tanımladı: “Bugün kendisini liberal sol ve de ulusalcı sol olarak tanımlayıp, demokrasi kavramı karşısında burjuvazinin kampında konumlananlara karşılık burjuvazinin sınıf içi bir çatışmasını, sınıflar arası bir çatışmaya dönüştürmek zorundayız. Onlardan birinin yanında saf tutmak zorunda değiliz.”
Kürt hareketinin kimlik siyasetine hapsolduğunu belirten Coşkun, Türk burjuvazisinin ve siyasi temsilcilerinin, Kürtleri de içine alan bir çözümden yana olmadıklarını, bu olgunluğa sahip olmadıklarını söyledi. Kürt hareketinin evrildiği noktayı Coşkun şu şekilde değerlendirdi: “Kürt hareketi sadece kültür ve kimlik hareketine saplandıkça sınıfsal temelden uzaklaşacaktır. Kürt hareketi, Türk ve Kürt emekçilerinin bir arada mücadelesi söyleminden, giderek daha milliyetçi bir söyleme gitmektedir.”
Coşkun, “Türk ve Kürt emekçileri birlikte mücadele edemezse, bu sorunu çözemeyiz. Devrimci, demokratik kurumların Kürt ve Türk emekçilerin taleplerini birleştiren, sınıf ile bütünleşmiş bir temeldeki çözümden yana tavır sergilemelidir. Çünkü sınıf ile bütünleşmemiş hiçbir ulusal hareket başarılı olmaya muktedir değildir” vurgusunu yaptı.
Kürt hareketinin tıpkı İslami kimlikler gibi, kapitalist sisteme entegre edilmek istendiğine dikkat çeken Coşkun, hak, hukuk, dil ve de kültürün olması gerektiğini, ancak bunun kıytırık bir demokrasi getireceğini ve demokrasiyi bütünsel bir şekilde düşünmemiz gerektiği mesajını verdi.
‘İttihat ve Terakki: Kürtler Türk’tür’
Tarihin eski tozlu sayfalarına değineceğini aktaran araştırmacı yazar Sait Çetinoğlu, Kürt hareketinin Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki seyrini değerlendirdi. Çetinoğlu, Kürt isyanlarının Osmanlı merkezi idaresine karşı bir direniş olarak 1800’lü yıllara kadar uzandığını söyledi. İslami damarın Kürdistan’da her zaman var olduğuna dikkat çeken Çetinoğlu, Abdülhamit döneminde Kürtlerin İslami kimlik içerisinde eritilmeye çalışıldığını belirtti. Abdülhamit döneminde Kürtlere karşı bir konsept değişikliğinden söz eden Çetinoğlu, bu dönemde Kürtlerin Hamidiye Alaylarına alınarak ulusal bir ruh geliştirmelerinin engellenmek istendiğini söyledi. İttihat ve Terakki döneminde Kürtlere bakış açısı hakkında Çetinoğlu şu bilgileri verdi:
“Bu dönemde Hamidiye Alayları aşiret alaylarına çekilir, ‘Kürtler Türk’tür’ tanımlaması yapılır. Kürt ulusal sorunu İttihat ve Terakki’den beri sürüyor. Kurtuluş savaşında Kürtler Türklerin yanında yer almalarına rağmen, güvenilmez, tehlikeli unsur olarak algılanıyor.”
‘Federal sisteme geçilmeli’
Sempozyuma katılamayan M. Şehmus Güzel’in, yazılı olarak gönderdiği sunumu salonda okundu. M. Şehmus Güzel’in sunumu, unutturulmak istenen İbrahim Kaypakkaya’yı selamlayarak başladı.
Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürt, Laz, Çerkez, Süryani ve Ermeni halklarına eziyet edildiğini dile getiren Güzel, Türk ulusu yaratma sevdasının 1930’lara dayandığını ifade etti. Bugün varılan tarihi aşamada bu sevdanın bir intihara benzediği tanımlamasında bulunan Güzel, bu konuda reform yapmak istemeyen her devletin iflas edeceğini belirtti. Bu durum karşısında ‘ne yapmalı’ diye soran Güzel, Lenin’den alıntı yaparak kendi sorusunu cevapladı: “Bu devletleri yıkmalı. Yerlerine daha adil, daha dürüst, halklarına eziyet etmeyen, asıp kesmeyen… Toplumsal demokrasiyi de içermiş devletler kurmalı. Ortadoğu birleşik devletleri adı altında her halkın kendini özgürce ifade edebileceği, kararlara katılan ve kararları yürüten insanlardan, yurttaşlardan, halklardan oluşan yeni bir yapılanma, federal bir devlet yapısı benimsenmeli.”
Sempozyum yarın da devam edecek
Birinci ve ikinci oturumu gerçekleştirilen ‘Ulusal sorun-Kürt ulusal sorunu’ sempozyumu yarın da üçüncü ve dördüncü oturum şeklinde devam edecek. ‘Ulusal sorun, emperyalizm’ başlığıyla Kürt ulusal sorununu güncelliğinin tartışılacağı sempozyum; ‘Kürt ulusal sorununda politik tutum-çözüm’ başlığıyla çeşitli politik kurumların temsilcilerinin katılımıyla devam edecek.



