İtfaiye İşçilerinin Mücadelesinden Karelerİtfaiye İşçileri Direniyor!İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) BİMTAŞ bünyesinde çalışan itfaiye işçilerinin, itfaiyenin, açılan ihale sonucu kazanan Lapis-Makro İş Ortaklığı’na devredilerek taşeronlaştırılmasına karşı başlattıkları mücadele tüm engellemelere rağmen sürdürülüyor. Bu direnişin en önemli gerekçesi, itfaiyenin taşeron şirkete devredilerek özelleştirilmesi iken yine başka bir gerekçe de halkın can güvenliğini sağlayan bu kamusal alanın, mevcut alanda hiçbir deneyimi olmayan, bu alanda uzmanlaşmaya yönelik herhangi bir çabası da olmayan taşeron şirkete, belediyenin en küçük bir sorumluluk duymadan büyük bir rahatlıkla satmış olmasıdır. Bu nedenle itfaiye işçileri, hem kazanılmış haklarını geri almak hem de İstanbul halkının can güvenliğinin bu kadar ucuzlaştırılıp değersizleştirilmesine dikkat çekmek amacıyla mücadelelerini geniş bir kamuoyu yaratarak sürdürmeye çalışıyorlar. İtfaiye hizmetlerinin özelleştirilerek taşeron şirkete devredilmesi, itfaiye işçilerine yönelik iki yönlü bir saldırıyı içeriyor. Bunlardan birincisi ve en önemlisi, yıllarca sürdürülmüş mücadelelerin bir ürünü olan sendikalı olma hakkı gasp edilmeye ve bu yolla işçiler güvencesiz, geleceksiz çalışma koşullarına mahkum edilmeye çalışılmaktadır. İkincisi, kendini savunabileceği araçtan mahkum bırakılan itfaiye işçileri, daha düşük ücretle, itfaiyeciliğin dışında taşeron şirketin isterse garsonluk, bulaşıkçılık gibi alanlarda çalışmaya zorlamasının yanında, iş sözleşmelerinin üç aya kadar düşürülerek her türlü güvenceden yoksun bırakılması, sözleşmesi biten işçilerin işten çıkarılacağına dair İBB tarafından açıklama ile güvenceli çalışma haklarının yanında emeklilik haklarının gasp edilmesi gibi kölece çalışma koşullarının dayatılması, itfaiye işçilerinin direnişe başlamalarının somut gerekçeleridir. İtfaiye işçileri, yıllardır yürüttükleri mücadelenin kazanımlarının şimdi tek tek ellerinden alınmasına sessiz kalmayacaklarını ifade ederek, gözlerden saklanan ve yansıtılmayan kendi mücadele deneyimlerini aktardılar. İtfaiye işçilerinin 2008 yılında BİMTAŞ’ta sendikal faaliyetlere girişmeleriyle birlikte bugünkü direnişin fitili ateşlenmiştir. Bu mücadelelerin bir sonucu olarak Çalışma Bakanlığı tarafından, işverenin önüne Toplu Sözleşme yapma görevi konulmuştur. BİMTAŞ, bu nedenle her yıl Toplu Sözleşme yapmak zorunda kalmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, son bir yıl içinde bu hakkı gasp etmek için yoğun bir çaba göstermiştir. İBB tarafından itfaiye hizmetlerine yönelik açılan ihalede BİMTAŞ’ın kaybetmesi ve ihaleyi Lapis-Makro Şirketi’nin kazanması, AKP hükümetinin bilinçli politikalarının bir ürünüdür. AKP hükümeti tarafından ihale, yandaşlarına devredilmiştir. Belediye- İş Sendikası, İBB açıklamasında ihaleyi kazanan şirket olarak ifade edilen Lapis-Makro İş Ortaklığı’nın ihale konusunda hiçbir ilgisi, bilgisi ve deneyimi olmadığını, bu şirketin iki ana ortağının ‘Deniz Feneri’ yolsuzluğu kahramanlarından Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ile kanalın yönetim kurulu üyeleri İsmail Karafan olduğunu açıkladı. Yıllarca sendikal hakları ve güvenceleri için mücadele yürüterek bu mücadeleyi kazanımla sonuçlandıran itfaiye işçileri, ihaleyi kazanan Lapis-Makro dönemiyle birlikte kazanılmış hakları olan Toplu Sözleşme Hakkı’nın ellerinden alınarak bu hakkın büyük bir rahatlıkla ve pişkince ihlal edildiğini dile getiriyorlar. Bununla birlikte, bilindiği gibi, Büyükşehir Belediyesi, kendi bünyesindeki BİMTAŞ ile yürüttüğü itfaiye hizmetlerinde çalışan 930 işçiyi, ihaleyi başka firmanın kazanması gerekçesi ile 31 Aralık 2009’dan itibaren işten çıkaracağını duyurmuştu. Bardağı taşıran bu son adımla birlikte sözleşmesi sona eren itfaiye işçileri, mevcut tüm baskılara, kölece çalışma koşullarına, itfaiye hizmetinin taşeronlaştırılmasına karşı seslerini yükseltmeye ve direnmeye, bu doğrultuda somut eylemlilikler geliştirmeye karar verdiler. İtfaiye işçileri, bu kararı almalarında kendi mücadele deneyimlerinin yanında özellikle TEKEL işçilerinin mücadelesinin etkileri olduğunu da açıkça ifade etmekte ve TEKEL işçileri ile İtfaiye işçilerinin mücadelelerinin bir olduğunu, ortaklaştırılmasının zorunlu olduğunu söylemektedirler. Belediye-İş Sendikası’nın ve sendika şubelerinin üyesi olan Belediye işçilerinin desteği ile 14 Aralık’ta direniş sürecini başlatan itfaiye işçileri, Aralık ayında İBB’nin tam karşısında yer alan Saraçhane Anıt Park’ta eylem yapmış ve polisin sert müdahalesi ile karşılaşmışlardı. Bu saldırılardan yılmayan İtfaiye işçileri, eylemlerine farklı yerlerde devam ettiler. Belediye-İş üyeleri, eylemlerin yanı sıra itfaiye hizmetlerinin taşerona devredilmemesi için Saraçhane Parkı’nda çadır kurup imza toplamaya başladılar. İtfaiye işçileri, “Demokrasi çadırını”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) uyarmak için kurduklarını, İstanbul’da yaşayan emekçi halkların can güvenliğinin hiçe sayıldığını kamuoyuna duyurarak ve yaşanan hak ihlallerini teşhir etmeyi amaçladıklarını ifade ettiler. “Taşeronlaştırmaya, işten atmalara hayır!”, “İtfaiye yanıyor, İstanbul nerede?”, “İstanbul, itfaiyene sahip çık”, “İtfaiye-TEKEL omuz omuza” şiarlarıyla devam eden direniş, bir süre sonra hedeflendiği gibi kamuoyunun dikkatini çekmeye başladı. Direnişe öncülük eden itfaiye işçileri, 930 itfaiye işçisinin toplu mücadele sergileyemediklerini ifade etmektedir. “Eğer 930 işçi toplu direniş sergileseydi, ihale şartnamesi gereği Lapis-Makro şirketi’nin kazanmış olduğu ihalenin feshedilme şansı olurdu ve böylece toplu sözleşme hakkımızı da korumuş olurduk” diyerek, itfaiye işçilerinin neden toplu mücadele yürütmediklerini, yürütemedikleri şöyle gerekçelendirilmektedir: İtfaiye işçilerinin çok büyük kısmının mücadele deneyimi olmamasının, geçmiş yılların mücadele deneyiminden ve bilincinden uzak olmasının, yürütülen mücadele de zaman zaman iradi kırılmalara ve güvensizliğe yol açtığı dile getirilmektedir. İtfaiye işçilerinin çok büyük kısmının AKP seçmeni olduğu ve düzenle çelişkileri yoğunlaşmadığı, ama bu süreçte işsiz kalma, her türlü güvencelerinden yoksun bırakılma gerçeği ile yüzleşmelerinin, düzene, düzen partilerine ve AKP’ye bakış açısını değiştirdiğini özellikle vurgulamaktadırlar. Bu durumun farkında olan, direnişe öncülük eden sınırlı sayıdaki itfaiye işçisi, kısa bir zaman diliminde çok büyük gelişmeler beklememekle birlikte özelleştirmelerin hızlandığı, işsizliğin hızla arttığı ve her türlü güvenceden yoksun bırakılmanın azami sınırlarının zorlandığı böylesi bir süreçte küçük de olsa atılan kararlı adımların sınıf bilinci kazanmadaki önemini vurgulamaktadır. İşçilerin bilhassa vurguladıkları bu gerçeği şüphesi ki egemen hakim sınıflar çok iyi bilmektedir. Bu nedenle az sayıdaki itfaiye işçisinin yürütmüş olduğu mücadele bir tehdit olarak görülmekte, türlü baskı ve şiddet yöntemleriyle, akla gelmeyecek oyunlarla kitlelerden yalıtılmaya, bitirilmeye çalışılmaktadır. İtfaiye işçileri, direnişe başladıkları ilk günden itibaren polisin ve zabıtanın baskı ve tehditleriyle karşılaşmaktaydı. Mevcut direnişin sendikaların, çeşitli kurumların, siyasi partilerin, devrimci ve demokratik kurumların desteğini alarak kitleselleşmeye başlaması ile birlikte bu baskılar artmaya ve derinleşmeye başladı. Bu kapsamda, yılbaşından sonra çok yönlü bir saldırı dalgası başlatılmış, işçilerin yanında aileleri de bu saldırılarla kuşatılmıştır. İBB İtfaiye Başkanı’nın da bu saldırılarda aktif rol aldığı, itfaiye odalarında, otoparklarda, iş çıkışında, araba içlerinde, evlerde işçileri yakalayıp sıkıştırarak Makro şirketine ait sözleşmelerin zorla imzalatılma durumu yaşanmıştır. Bu sözleşme, kölelik koşullarını dayatmaktadır. Lapis-Makro şirketinin işçilere dayattığı sözleşmede şu maddeler yer almaktadır:
Bu sözleşmeleri reddeden, geriye dönük haklarını istemeye devam eden ve taşeronlaştırmayı reddeden toplam 80 itfaiye işçisi, işçilerin direnişi büyük ölçüde kırılmasına karşın mücadelelerine devam etmekte ısrar etmişlerdir. Fiilen direnişlerde ve eylemlerde öncülük eden işçilerin sayısı otuz civarındadır. Geri kalan bazı işçiler de işe iade ve ihalenin iptal edilmesine yönelik dava açarak, pratik mücadeleye devam ederek gelişmelere göre hareket etme yönünde açık davranmışlardır. Bu mücadelenin sonucu, sözleşmeyi imzalayan bazı işçiler, notere başvurarak sözleşmelerin iptaline yönelik ihbarname göndermişler ve bu sözleşmeleri baskı sonucu imzaladıklarını dile getirmişlerdir. İtfaiye işçilerinin kararlı bir duruşla eylem ve etkinliklerine devam etmeleri sonucu, gün geçtikçe demokrasi çadırını ziyaret edenlerin sayısı artmış ve İtfaiye işçileri ile dayanışmak için TÜRK-İŞ, DİSK ve KESK’e bağlı şubelerde örgütlü olan işçilerin yanında dört ayı aşkın süredir direnişte bulunan Esenyurt Belediyesi işçileri, TEKEL işçileri ve taşeronlaştırmaya karşı çıkan Ulaşım A.Ş. işçileri başta olmak üzere birçok devrimci-demokratik kurum ve siyasi partiler, eylemlerde ve direniş alanında bulunarak destek vermeye başlamıştır. Kitlesel eylemliliklerle mevcut mücadele gözler önüne serilerek büyütülmeye çalışılmış, bu süreçte gerek Ankara’ya gidilerek, gerekse İstanbul’da düzenlenen eylemlerde TEKEL işçilerinin mücadelesi ön plana çıkarılarak ancak birleşik, ortak mücadelelerin kazanımla sonuçlanabileceği mesajı verilmeye devam edilmiştir. Az sayıdaki bir grup itfaiye işçisinin büyüyen ve gelişen bir mücadeleye öncülük etmelerinden duyulan rahatsızlık sonucu fiili saldırılar artmış ve direniş çadırına bir gece yarısı, zabıta ve polislerden oluşan yaklaşık yüz kişilik bir grup saldırmış, malzemelere el koymuş, çadırı parçalaşmış ve işçileri darp etmişlerdir. Tüm bu saldırılara rağmen mücadelelerine devam etme iradesi sergileyen itfaiye işçileri, gelişen ve güçlenen kamuoyu desteğine karşın sendikaları tarafından desteklenmemiş, TÜRK-İŞ, görünenin aksine bu direnişi sonlandırmaya yönelik Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile bir araya gelmiştir. Yıllardır mücadele yürüten ve direnişe öncülük eden bir işçinin aktarımı, TÜRK-İŞ’in bu ikiyüzlü tutumunu açıkça ortaya çıkarmaktadır. Aktarılana göre direniş çadırına ve işçilere şimdiye kadar maddi açıdan destek vermeyen sendika, aynı zamanda Belediye Başkanı’nın direnişin bitmesi ve çadırların kaldırılmasına yönelik baskı kurmak amacıyla gerçekleştirdiği toplantıda işçilerin çadırlarını kaldırmamalarından duydukları rahatsızlıkları, işçilerin sendikanın çadırı kaldırmak istemesine karşı direndiklerini ifade ederek göstermiş ve adeta saldırıların önünü açan bir tutum sergilemiştir. Yaşlı işçinin sendikanın bu işbirliğine somut bir kanıt olarak da çadıra yönelik saldırının gerçekleştiği akşam TÜRK-İŞ sendikasının çadıra gelerek jeneratör, masalar vb. yardım malzemelerini alelacele toplayarak götürmelerini göstermektedir. Bu tavırdan, gerçekleştirilen saldırıdan sendikanın haberdar olduğu açığa çıkmaktadır. İleriki dönemlerde tüm bu oyunlara yeni bir oyun daha eklenmiş ve Kadir Topbaş öncülüğünde taşeron şirkete bağlı çalışan bir grup işçiye “direnişteki işçiler” süsü verilerek, yapılan bir basın açıklamasında “Biz Topbaş’tan özür diliyoruz, işçiler olarak kullanıldık, direnişimize son vermeye karar verdik” denilerek itfaiye işçilerinin direnişi, bu büyük yalan ile bitirilmeye, kamuoyu yanıltılmaya çalışılmıştır. Bu oyun, itfaiye işçilerinin büyük tepkisine yol açmış, Esenyurt işçileri ile birleşerek TÜRK-İŞ’i eylemlilikleri devam etmeye zorlamasına ve üç günlük açlık grevi kararının alınmasına neden olmuştur. Taksim TÜRK-İŞ 1. Bölge Binası’nda gerçekleştirilen açlık grevine yaklaşık otuz işçi katılmış 25 Ocak’ta başlayan açlık grevi boyunca eylemler yapılmış, yürüyüşler ve oturma eylemleri gerçekleştirilmiştir. 26 Ocak tarihinde bir araya gelen TÜRK-İş ve KESK’e bağlı İstanbul şube temsilcileri, Emek Platformu oluşturarak her hafta eylemler gerçekleştirmeye karar vermiştir. İtfaiye işçilerinin mücadele sürecine bir bütün olarak baktığımızda, belediyeler politikasının kapsamlı bire özelleştirme sürecine tabi tutulduğu ve bu yönüyle inanılmaz bir rant alanı oluşturduğu, mevcut alanda kirli siyasetlerin, ihalelerde fesadın hakim olduğu bu alanda, en temel hak olan can güvenliğinin özelleştirilmesinin özelleştirme politikalarının açlık, yoksulluk, işsizlik yanında ölümler de getireceği, insan hayatını hiçe sayan bu uygulamalara karşı güçlü bir karşı koyuşa ihtiyaç olduğu açıktır. Az sayıda itfaiye işçisinin tüm bu sorunlara karşı zaman zaman yalnızlaşma durumuna rağmen mücadeledeki ısrarı ve mücadeleye dair kısa, orta ve uzun vadeli politikaları belirlemedeki bilinçli duruşları desteklenmeli, bizzat bu sürecin içerisinde yer alınmalıdır. Mevcut mücadelenin yalıtılma çabasına karşı en geniş kesimlerle, TEKEL direnişi gibi direniş alanlarıyla bütünleştirilmesine hizmet edecek somut adımlar atılmalıdır. Bu somut adımın sendikalardan hareketle örülemeyeceği, ancak geniş bir kamuoyu ve kurumsal destekle sendikaların üzerinde de baskılanma yaratmanın, TEKEL örneği gibi mümkün olduğu bilinciyle, bu sorumluluğun devrimci-demokratik kurum ve örgütlenmelerin daha güçlü birliktelikler yaratmasıyla mümkün olacağı bilinciyle ortak eylem platformları örgütlemeye her zamankinden daha fazla önem verilmelidir. |
||