ANKARA (14.11.2008) – Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi; ülkedeki anti-demokratik uygulamalara karşı örgütlenme ve mücadele hakkını kullanan muhalif kişi, kurum, sendika, demokratik kitle örgütleri/ temsilcileri üzerinde estirilen devlet terörüne “dur “ diyebilmek çabasıyla mahkemelerde yargılanan kişilere destek amaçlı uzun süredir çalışmalarını sürdürmektedir.
Bu bağlamda; 14.11.2008 tarihinde Ankara 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nde, Adalet Bakanı’nın izniyle, Temel Demirer’in 301. Madde’den yargılanmasına devam edildi. Demokratik Haklar Federasyonu’nu (DHF) üyelerinin de destek sunduğu, Adalet Sarayı’nın Bulvar kapısında, “Rejimin ‘demokratikleşme’ oyunu ve AB’nin ikiyüzlülüğü” vurgusuyla yapılan basın açıklamasını Anakara Düşünceye Özgürlük Girişimi adına Fikret Başkaya okudu.
DHF ile birçok kitle örgütü temsilcisi, sendikacı, milletvekili, aydın-yazar ve sanatçının katıldığı basın açıklamasında; “yaklaşık 10 yıldır dillerinden düşürmedikleri “demokratikleşme” söyleminin, kanunlarının gerçekten değişip değişmediğinin, ‘adalet sarayı’ denilen bu ve benzeri binalarının ‘ne sarayı’ olduğunun bir gün mutlaka anlaşılacağı ve anlaşılması için o sarayın önünde bulunduklarını , 301 değişmeden evvel de sarayda olduklarını, AB’nin TCK’nın 301. Maddesinin değişimini alkışladığını ve onların neyi alkışladıklarını çok iyi bildiklerini ifade ederek, Sicilyalı Prens Lampedusa’nın “hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirmek gerekiyordu” sözünün hatırlatırcasına her şeyi düzenlediklerinin” altı çizildi.
Açıklamada; “AB’ye uyumun hızlanmasıyla, demokratikleşme yönündeki adımların da hızlanarak “işkenceye sıfır tolerans”ın “işkenceye yüzde yüz tolerans” a yol açtığı, yürüyen insanlardan hoşlanmayıp “dur” ihtarıyla polislerin insanları kurşunladığı, her protesto eylemine, her muhalif gösteriye “izinsiz gösteri” denilip saldırıldığı, Temel Demirer’in de hunharca katledilen Hrant Dink’in ardından söylediği “Bu ülkede Ermeni kardeşlerimiz soykırıma uğramıştır, şimdi de Kürt kardeşlerimize soykırım uygulanmaktadır” cümlesinden dolayı aylardır yargılandığı” vurgulandı.
Açıklama, “Bir Fas atasözü ‘ateş en çok dumanı sönerken çıkarır’ der… Sömürü, yağma ve zulüm cephesinin sonu uzak değil… Bu vesileyle bir şeyin daha bilinmesini istiyoruz: Temel Demirer ve erdemli yaşamayı her şeye yeğleme cesaretine ve basiretine sahip dostlarımız/kardeşlerimiz yalnız değil. Eğer sizin işkenceciniz, savcınız, yargıcınız, mahkemeniz, hapishaneniz, katilleriniz, vicdanlarını üç kuruşa satmış kalemşörleriniz, anlı şanlı “hukuk” profesörleriniz, ‘akıl hocalarınız’ varsa, bizim de vicdanımız, haysiyetimiz ve özgürlük bilincimiz var… Rejimin her türlü gerici ideolojik manipülasyonunu ve Avrupa Birliği’nin ikiyüzlülüğünü teşhir etmeye devam edeceğiz” sözleriyle sona erdi.
Basın açıklamasına katılan DTP Diyarbakır milletvekili Akın Birdal da yaptığı açıklamayla davanın takipçisi olduklarını ve demokrasinin gelişmesi için gerekli olan tüm mücadeleyi vereceklerini belirtti.
Basın açıklaması sonrasında açıklamaya katılanlar toplu olarak mahkemeye katıldılar. Kısa süren
mahkemede Demirer’in Avukatları: ‘ adale bakanının ‘suçun sabit görülmesini’ gerekçe göstererek izin verdiğini ancak davanın daha sürdüğünü bakanını kendisini mahkemenin üzerinde görerek “suçu” sabit görmesinin bir hukuk devletinde olamayacağını’ söyleyerek, ‘idare mahkemesine bakanın bu kararına ilişkin yürütmeyi durdurma talebiyle başvurduklarını ve bunun için duruşmanın idare mahkemesinden gelecek kararı beklemesini’ talep ettiler. Bu talebin mahkemece kabul edilmesinden sonra söz alan Temel Demirer; ‘söylediklerinin arkasında olduğunu, Adalet Bakanlığı’nın çifte standart uyguladığını, daha önce Konya’da benzer bir konuda yaptığı açıklama nedeniyle açılan 301 davasına bakanlığın izin vermediğini, ancak bu davaya izin verdiğini’ belirterek, ‘iki açıklamayı yapan da benim. Düşüncelerim Konya’da ve Ankara’da değişmedi. Devlet Engin Çeber ve 19 Aralık operasyonunda görüldüğü gibi üstelik “özür dileyerek” de kabul ettiği üzere; şiddete başvuran bir aygıttır. Ermeni soykırımı Osmanlı döneminde yapılmıştır, benzer uygulamalar bugün Kürt halkı üzerinde uygulanmaktadır, dedim, bunu sadece ben değil, devletin kendisi de dönem dönem itiraf etmiştir.’ diyerek sözlerini sonlandırırken duruşma 6 Şubat 2009 tarihine ertelendi.



