| “Çocukların Parmak Kaldırmasından Korkuyorlar” Gerçeğinin Gümüzdeki Karşılığı |
|
ANKARA (07.05.2009) – Demokratik Haklar Federasyonu'nun (DHF) da içinde yer aldığı Ankara’daki devrimci, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler 5 Mayıs 2009 tarihinde TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi)’de DTP’yi ziyaret etti. DTP Grup Toplantı Salonu’nda kurum temsilcilerini karşılayan DTP’li milletvekilleri adına Eşbaşkan Emine Ayna söz aldı. Emine Ayna DTP’ye 14 Nisan 2009 tarihinden itibaren yapılan delilsiz, hukuksuz, hiçbir temeli olmayan gözaltı ve tutuklamalar nedeniyle destek veren devrimci-demokrat kurum, kişi, kuruluşlara teşekkür ederek sözlerine başladı. Kürdü Kürde Kırdırma Siyaseti Korucuların Elindeki Silahlarla Devam Ediyor! ‘Mardin-Mazıdağı-Bilge Köyü’nde yaşanan katliamı “iç çatışma” ve “ölme-öldürme”ye alıştırma provalarıyla koruculuğu devlet tarafından cinayet şebekesine dönüştürme zihniyetini kınayarak, devletin gücünü arkasına alanların kendi ailelerini yok etme mantığının bölgede “Kürdü Kürde kırdırma”dan başkaca de neler yapacağını tahmin etmek mümkün değil’ diyerek kınadı. Tecavüz, faili meçhul cinayet, adam kaçırma ve uyuşturucu ticareti gibi birçok suça karışan korucuların; demokratik siyaset anlayışının gelişmesinin devlet eliyle engellendiği ve koruculuk sisteminin zorla geliştirildiği yerlerde yine devlet eliyle feodalitenin gerici ilişkilerin korunarak devam ettiğini, Kürt siyasetinin yürütüldüğü alanlarda feodalitenin geriletildiğini kendi siyasetleriyle aşiretçilik mantığı, kan davaları, kız kaçırmalar, zorla evlendirmeler, berdel vb. geri feodal ilişkilerin artık ayıplanmaya başlandığını söyledi. Bu katliamda kullanılan silahların ve mermilerin kime ait olduğunu sormak gerektiğini belirtti. Hakkâri’ye Kadar Giden Denizler ve Mahirler Anıldı! ’68 Hareketi öncülerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın 37 yıl önce 1972 yılında 6 Mayıs’ta idam edilmesinin emperyalizme ve sömürüye karşı adaletin ve özgürlüklerin hakim olduğu demokratik-sosyalist bir Türkiye için mücadele etmelerinden kaynaklandığını belirten Ayna; “Bütün insanlar için bitmek tükenmek bilmeyen bir özgürlük heyecanıyla mücadelelerini sürdürdüler” dedi. '40 yıl önce bir grup Dev-Genç'linin yaptıkları, bugün bile halen tarihi anlam ve önemini korumaktadır. Aralarında Ulaş Bardakçı, Mahir Çayan, Ömer Ayna, Sebahattin Kurt, Deniz Gezmiş ve Hüseyin Cevahir'in bulunduğu bir grup Dev-Genç'li, 1968'de Hakkâri'ye kadar giderek, Zap Suyu'nun üzerine bir köprü yaptılar. 'Boğaza değil, Zapa Köprü' dediler. Bu köprü aynı zamanda halkların kardeşliğinin de köprüsüydü' dedi. Söz konusu örneğin 'halkların kardeşliği' için anlamlı olduğunu belirten Ayna, 'Tabi bu kardeşlik ve adalet köprüsü Mahirleri hunharca katleden, Denizleri darağacına götüren zihniyetin bombalarıyla 1990'larda yıkıldı. Bu köprüyü yıkanların hedefi aslında halkların kardeşliğini yıkmak, yerine düşmanlığı geliştirmekti' dedi. Ayna, 6 Mayıs vesilesiyle, 'Türkiye'de demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelesi'nde yaşamını yitiren 'demokrasi ve barış şehitlerini' andı. 'Bize Dağın Yolu Gösteriliyor' 'Darbenin daha inceltilmiş şekliyle karşı karşıyayız’, savaşa karşı demokratik siyasetin yerine dağın yolunun gösterildiğini, 50'yi aşkın parti Kürt sorununu terör sorunu olarak görmekte ve çözüm olarak da askeri operasyonların, savaşın dayatıldığını ifade etti. İşte bu 'terör tanımı' etrafında birleşen ve militarizme, kana, gözyaşına yol açan bu tek sesliliği bozdukları için hedef haline geldiklerini belirten Ayna;yapılan operasyonun bilançosunu Diyarbakır’da 51, Mardin'de 20, Adıyaman'da 18, Aydın'da 5, Kocaeli'nde 6, Ankara'da 2, İzmir'de 10, İstanbul'da 7, Batman'da 13, Mersin'de 1, Bitlis'te 30, Ağrı'da 23, Ardahan'da 3, Iğdır'da 12, Şırnak'ta 20, Van'da 1 olmak üzere toplam 222 kişinin tutuklandığını söyledi. Ayna, 'Ne yazık ki, Ergenekon'da Fırat'ın Doğusuna geçemeyen, Deniz Feneri başta olmak üzere yolsuzlukların üstüne gidemeyen yargının seferber olduğunu, işkencecileri yargılamayan yargının çocukları yargılamak için devreye girdiğini’ belirtti. Bu Halk Sanık Değil, Tanıktır! Yoksulluğun ve Zulmün Tanığıdır! Egemen sistemin, demokratik siyaseti ve temel ilkelerini yargıladığını ifade eden Ayna, 'Burada bir halkı sanık sandalyesine oturtmak istiyorlar. Bunun için kamuoyunu hazırlamaya, psikolojik ortamı oluşturmaya çalışıyorlar. Ama unutuyorlar. Bu halk sanık değildir, tanıktır. Neyin tanığıdır? Ergenekon'un, JİTEM'in faili meçhullerin tanığıdır, asit çukurlarının, işkencenin, yargısız infazların tanığıdır, açlığın, yoksulluğun ve zulmün tanığıdır. Sanık sandalyesinde olması gereken bu halk değil, bu halka her türlü insanlık dışı yöntemi reva gören sistem ve onun emrindeki siyasal iktidarlardır' diye konuştu. Normal Olan; Herkese Üniforma Giydirmek midir? Gündemi değiştirmek isteyenlerin gerçekleri, tersyüz etmek için Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına, Genelkurmay Başkanı’ndan parti başkanlarına kadar herkesin devreye girdiğini, Genelkurmay ve Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarına tepki gösteren Ayna; ‘onların normal bir siyasetçi gibi davranması gerekir’ diyen Cumhurbaşkanı’na “normal olan nedir? Diye sormak gerekir” dedi. Hükümet adına Genelkurmay Başkanı’nın konuştuğunu, siyasete bu denli meyilli ise; Mustafa Kemal üniforma ile siyaset olmaz deyip, üniformayı çıkarmamış mıydı, yabancı gazetecinin ‘dünyada devletlerin ordusu var, Türkiye’de ise ordunun devleti vardır’ demesini de hatırlattı. Sivil siyasetçilerinin apoletlerinden kurtulamadıklarından, toplum, medya ve siyasetin askerileştirilmeye çalışıldığını, kısmen de olsa DTP sayesinde asker meclisten aynı çatı altında olmak istemediği için askerin çekildiğini sözlerine ekledi Ayna. İbrahim Kaypakka’nın:”Bunlar Çocukların Parmak Kaldırmasından Korkuyorlar” Gerçekliği Sadece DTP’nin değil halkın da genel saldırı konseptinin içine alındığını, kimlik ve kültürel hak talebinde bulunanlara saldırıldığını, 13 yaşındaki çocukların kafasına dipçikle vurulduğunu, sokakta silahla tarandığını, çocukların hapse atıldığını belirten Ayna; ‘ölümüne davasına sahip çıkan bu Kürt halkı simgesel olarak yaptığı açlık greviyle bunu ifade etmiştir’ dedi. 'Beğenmeyenler gitsin' sözüne yansıyan 'ya sev ya terk et' mantığının bir tezahürüdür. Bu nedenledir ki, mitinglerde, etkinliklerde sivil halka karşı fütursuzca saldırılmakta, Bu nedenledir ki halkımız, savaş dönemlerindeki toplama kamplarında olduğu gibi çocuklara varıncaya değin tutuklanıp, cezaevlerine atılmakta, her türlü işkenceye maruz bırakılmaktadır. Zalim Dehaq’lara Karşı Gençler Dağlara Çıkıyor! 'Zalim Dehaq gibisiniz, genç beyinlerle besleniyorsunuz ve siz operasyonlarda, ölümlerde, baskılarda ısrar ettikçe, gençler ellerine meşale alıp dağlara çıkıyor. Operasyonlar devam ettikçe evlere, ocaklara bir kez daha ateş düşüyor. Peki, ne uğruna? Bu çözümsüzlük politikası uğruna. Savaştan beslenenler iktidarlarını korusun diye gençlerimiz ölüyor. Statüko sürsün diye gençlerimiz ölüme gönderiliyor. Çıkıp kürsülerde timsah gözyaşları dökenlere sormak istiyoruz? Hanginizin çocuğu Güneydoğu'da askerlik yapıyor? Hanginizin çocuğu ölüme gönderiliyor? Hanginiz her gün televizyonları başında kötü bir haber bekliyorsunuz? Koltuğunuzu, iktidarınızı sağlama almak için savaş çığırtkanlığı yapıyorsunuz. Rant uğruna gençlerimizi göz göre göre ölüme yolluyorsunuz.' ‘Her şey Vatan İçin’ Arkasında Saklanan Gerçek! Ayna 'vatan sağ olsun' sözlerinin arkasında da rant ilişkisinin bulunduğunu belirterek, 'Gençlerimiz ölsün ki sizin de cepleriniz dolsun. İnsanlarımız ölsün ki, yalılarınızda, köşklerinizde, yatlarınızda, katlarınızda gününüzü gün edesiniz. Gençler ölsün ki, haksız ihaleler alasınız. Gençler ölsün ki, bankaları hortumlayasınız! İşte Türkiye'deki 'Her şey vatan için' sözünün ardında yatan gerçeklik budur' dedi. Ayna, 'Artık bıçak kemiğe dayanmıştır' diyerek, Gittiğiniz yol, yol değildir. Yürüttüğünüz politika ölme ve öldürme politikasıdır. Yarın yaşanacakların sorumlusu siz olacaksınız ve tarih önünde hesap sizden sorulacaktır. Eğer bu çözümsüzlük politikasından vazgeçmezseniz, ülkemiz parçalanmaya doğru gidecektir. Halklarımız neredeyse kopma noktasına gelmek üzeredir. Bu nedenle diyoruz ki, gelin yeni bir sayfa açalım. Karşılıklı acılarımızı bağrımıza basalım. Ülkemizin, çocuklarımızın aydınlık geleceği için tarihi bir diyalog ve demokrasi süreci başlatalım. DTP’yi değil silahları susturalım’ çağrısında bulundu. Ayna; ‘sizin bu topyekûn saldırılarınız karşısında biz de halkımızla topyekûn demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi vereceğiz. Halkımızla birlikte gecemizi, gündüzümüze katarak direneceğiz, irademizi asla teslim etmeyeceğiz' dedi. Örtülü-Örtüsüz Trilyonlarca Liralar Harcanmaktadır! Güçlükonak katliamı ile 33 askerin öldürülmesini hatırlatan Emine Ayna; eylemsizlik sürecinin iyi okunması gerektiğini de belirterek, kabinede yapılan revizyon şimdiye kadar uygulanan ekonomi-politiğin baş aşağı edilmesinin revizyonu olduğunu belirterek, en iyi revizyonu halkın yapacağını ve bu durumda Başbakanın da partisinin de kabine dışında kalacağını belirtti. IMF’nin imük sıkmasına gerek kalmadığını, AKP’nin bu işi yaptığını vurgulayarak, savaş ekonomisinin sona erdirilmemsi gerektiğini belirtti. Eğitim, sağlık ve yatırım için bütçe ayrılması gerektiğini, savaşı durdurarak, küresel krizi daha kolay önleyebilmenin de mümkün olduğunu belirtti. Örtülü-örtüsüz trilyonlarca liraların harcandığını ve bunların nereye gittiğinin bilinmediğini de ayrıca vurguladı Emine Ayna. 1 Mayıs Emekçilerin İşçilerin Onurlu Mücadelesinin Sonucudur! Diğer yandan, 1 Mayıs’ın tatil ilan edilmesinin AKP’nin lütfu olmadığını, yıllardır ezilen emekçilerin ve işçilerin verdiği onurlu mücadele sonucu olduğunu, Taksim yasağının devam ediyor olması bunun açık ifadesi olduğunu belirterek, Ağrı’da, Hakkâri’de, Batman’da egemen zihniyet ne yapıyorsa Taksim’de onu yapanlara, AKP hükümetinin topyekûn saldırılarına emekçilerin yanıt verdiğini belirterek sözlerini kurum temsilcilerine teşekkür ederek sonlandırdı. Ortak Mücadelenin Önemi Ortadır! EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel söz alarak, ülke gündemine ve sorunlara ilişkin Emine Ayna’nın cesur ve yüreklice yaptığı konuşmasına katıldığını, yapılan saldırıları kınadı. 1 Mayıs’ta olduğu gibi, Türk ve Kürt ezilen emekçilerin birleşik mücadelesinin bu zorlu günleri aşacağına hizmet edebileceğini belirterek, hukuk dışı, yasa dışı yöntemlere başvurulduğunu, buna karşılık eşit haklar temelinde emek ve Kürt hareketinin ortak mücadelesini ortaya çıkarabilmenin önemine vurgu yaparak konuşmasını sonlandırdı. |




