| “Demokrasi, İnsan Hakları ve Kaypakkaya” Paneli Gerçekleşti |
|
DERSİM (22.05.2010) - Dersim’de DHF’nin örgütlediği “Demokrasi, İnsan Hakları ve Kaypakkaya” paneli bugün saat 12.30'da Dersim Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
Kur’un ardından sözü DHF adına Uğur Yeşiltepe aldı. Yeşiltepe şöyle konuştu; “İbrahim Kaypakkaya, sömürü ve zulüm düzeni tarafından ‘suçlu ve tehlikeli’ ilan edilmeye devam ediyor. 10 Mayıs 2010 tarihinde, yargı süreci başlayan Pınar Sağ; yargı süreçleri daha önce başlayan Mehmet Özcan, Temel Demirer, Grup Munzur ve Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyeleri, Kaypakkaya'yı övdükleri gerekçesiyle yargılanıyor. Çünkü Kaypakkaya, sadece pratik olarak değil, ideolojik ve politik olarak da hâkim sınıfların sisteminden ve ideolojisinden kopmuştur. 1971 devrimci sürecine önderlik eden diğer politik aktör ve çevreler, Kemalizm hayranlığı ve ulusal sorun bağlamında, revizyonist ve reformist cepheyle aynı zeminde el ele yürümekten kurtulamamışken; Kaypakkaya, siyasal analizleri ve programatik yaklaşımıyla devrimci hareket üzerindeki burjuva etkilere neşter vurmuştur. Kaypakkaya bu yönüyle nitel bir kopuşu temsil etmektedir. Onu, ‘suçlu ve tehlikeli’ kılan neden budur.
Yanı sıra işsizliğin, yoksulluğun, geleceksizliğin büyüdüğü bir dönemde işçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin ve diğer ezilen kesimlerin artan hak talepleri mücadelesi, Kaypakkaya'nın suçlu ilan edilmesinin temel nedenleri arasındadır. Kaypakkaya, ülkemiz topraklarında yaşayan ezilen milyonlardan; işçilerden, köylülerden, gençlerden, kadınlardan, Kürtlerden, Alevilerden, Çingenelerden, Ermenilerden sadece birisiydi. Kaypakkaya bir kahraman değildi. Kaypakkaya gerçek kahramanların ezilen milyonlar olduğuna inanan ve ezilen milyonların örgütlü mücadelesiyle sömürü ve zulüm düzenine son vermeyi amaçlayan bir komünistti.”dedi.
Yine aynı sorguda Kaypakkaya, katıldığı kimi demokratik hak alma eylemlerini “zararlı” olarak niteleyen düzenin sözcülerine şöyle cevap veriyordu: ‘Benim düşünce yapım, katılmış olduğum eylemler ve gençlik örgütündeki çalışmalarım, okuldan uzaklaştırılmamın başlıca nedenleri olarak gösterildi. Hatırladığım kadarıyla o zamanlar katıldığım, NATO'ya Hayır ve Amerikan 6. Filosu'nu protesto eylemleri, Halk Âşıkları Gecesi düzenlemeye çalışmam, bazı bildirilerin dağıtılması ve işçi yürüyüşlerine katılmam öğrencilik sıfatıma zarar getiren hareketler olarak telakki edilmişti. Oysa bunlar, yurdunu ve halkını seven herkesin, kendi inancı ve bilinci doğrultusunda sürdürmesi gereken ve kişisel sorumluluğu olan çalışmalardır.’ Kaypakkaya'yı devlet nazarında suçlu ve tehlikeli yapan nedenler işte bunlardır. Kaypakkaya, ezilenlerle birleşerek onlarla birlikte, halkın iktidarını kurma mücadelesine giriştiği için tehlikelidir. Devletin resmi görüşlerini yerle bir ettiği için tehlikelidir. Emperyalistlere ve onlara uşaklık eden ülkemizdeki bir avuç kan emicinin, ağaların ve patronların, zulüm saltanatına karşı çıktığı için suçlu ve tehlikelidir ve ne mutlu ki Kaypakkaya hala ‘suçlu ve tehlikelidir’.” diyerek konuşmasını bitirdi. Yeşiltepe’ nin ardından sözü alan Yaser Günday ise Kaypakkaya geleneğinin ete-kemiğe büründüğü yer olan Dersim’de olmanın ve böyle bir panelin Dersim’de organize edilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak. Aradan yıllar geçmesine rağmen Kaypakkaya’dan hala korkulduğunu belirtti, bu durumu düşman açısından anlaşılabilir olduğuna fakat sosyalistler açısından da böyle olmasının manidar olduğunu vurguladı. Günday’ ın ardından sözü alan Emrah Cilasun paneli organize eden DHF’ye teşekkür ederek söyle konuştu; “17 Mayıs’ı 18’ine bağlayan geceyi, İbrahim Kaypakkaya’nın Yaşar Değerli tarafından infaz edilişini tahayyül etmeye çalışın. O anda. Kaypakkaya’nın kafasından ne geçiyordu diye sorun. Çorumlu olduğu mu, alevi oluşu mu, Türkmen kökenli oluşu mu, köyünün mezrası mı manzarası mı, öptüğü ya da öpmediği kızlar mı? Şayet bu gerici rezil, alçakça fikirlerin İbrahim Kaypakkaya’nın kafasından geçmeyeceğini tahmin edebiliyorsanız, o halde düşünce sisteminiz doğru istikamette demektir.” dedi. Beynine son oksijen gitmeden, son kalp atışından evvel, nabzının son bulması esnasında, göz kapakçıklarının kapanmasına ramak kala, zindanın irinli, sidikli, kanlı beton zeminine kafası düşmeden saniyeler evvel, sesini çıkartacak mecali kalmamış dahi olsa, İbrahim Kaypakkaya’nın aklından ‘nasırlı ellerce yaratılan o görkemli bayrama hiç kimse fark etmeden ben de katılacağım’ demiş olmasının muhtemel olduğunu belirten Cilasun, Kaypakkaya’nın bıraktığı teorik mirasın ve son mektubunun bu varsayımı güçlendirdiğini dile getirdi.
Her dakika, her saniye, her gün o görkemli bayramın gerçekleşmesi için, haklı koşullarını yaratmak için İbrahim Kaypakkaya’nın azılı-bilimsel davrandığını, kafa yorduğunu söyleyen Cilasun konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Şartlara boyun eğmedi, şartların kurbanı olmadı, komünizm bir din olmadığı için buna inanmadı. Bilimsel olarak komünizmi hep derinden kavramayı hedefledi. İman kudretiyle değil, bilimsel diyalektik, tarihsel materyalist bakışın atomdan daha güçlü enerjisiyle kuşandı. Velhasıl Kaypakkaya el attığı her konuda o günün bugün içerisinde olduğu bilinciyle hareket etti. Cilasun, son olarak, insanlığın Obama ile Osama ya da Ahmed-i Nejad ve Chavez arasında tercih yapmaya zorlandığı bir dünyada gerçek komünizmin bilimsel üretilmesinin yegâne yolunun, geçmiş sosyalist toplumların en olumlu yanlarının üzerinde, bunların da ötesinde çığır açan yeni bir senteze kavuşturulmasıyla olabileceğini, bunun da ABD Devrimci Komünist Partisi’nin önderi Bob Avakian’ın ‘Yeni Sentez’ eserinde mevcut olduğunu ifade etti. Öte yandan izleyicilerden gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesiyle ilgili bir soruya da Cilasun, “Bülent Ecevit CHP’nin başına geçtiği zaman Dersim meydanlarında birileri faşist Ecevit sloganları atarken birileri halkçı Karaoğlan sloganları atıyordu ve bugün tarihin kimi haklı çıktığını görüyoruz. O yüzden rahat olun, devrimciler kendi çalışmalarına baksınlar, tarih Kılıçdaroğlu’nun da ne olduğunu gösterecek.” dedi. |



Kaypakkaya şahsında tüm devrim ve demokrasi şehitleri anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan panelde ilk açılış konuşmasını moderatör Murat Kur yaptı. Kur konuşmasında “Kaypakkaya’yı anmak günümüzde suç. Bu yüzden onlarca yoldaşımız, dostumuz ve aydınımız yargılanıyor hata cezalara çarptırılıyor. Bizler Kaypakkaya’yı ne kadar çok sahiplenirsek bu tarz yaptırımları o kadar boşa çıkartırız.” dedi.
Kaypakkaya bir kahraman değildi, o bir komünistti
Yeşiltepe konuşmasına şöyle devam etti; “Kaypakkaya, sorgudayken örgütsel konularda tek kelime etmemiştir fakat susmamıştır cellatların yüzüne gerçekleri haykırmış mücadelesinin meşruluğunu bütün şartlar altında savunmuştur. Tutsak düştüğünde yapılan sorgusunda, giriştiği mücadelenin ve halkımızın hak alma mücadelelerinin meşruluğunu şöyle açıklıyordu: ‘Trakya'daki topraksız köylülerin, ellerinden toprağı jandarma gücüyle gasp etmiş büyük çiftlik sahiplerinin topraklarını işgal etmesi eylemlerine, İstanbul'da Demir Döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Pertriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer ve Derby fabrikalarındaki işçilerin haklı grev ve direnişlerine yardımcı olmak için elimden geleni yaptım. 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşüne katıldım ve fırsat buldukça da faşistlerin üniversitelere yaptıkları saldırılara karşı savunma mücadelesi veren devrimci gençliğin bu mücadelesine ve diğer demokratik eylemlerine katkıda bulunmaya çalıştım.’
‘Kaypakkaya her konuda o günü bugün içerisinde olduğu bilinciyle hareket etti’