| Vedat Kurşun’a Özgürlük |
|
ANKARA (28.05.2010) - Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’nin düzenlemiş olduğu ve Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’nun da imzacısı olduğu Kürt gazeteciliği ve Basın özgürlüğü konulu toplantı gerçekleşti.
Kürt halkı, Kürt gazeteciler, Kürt siyasetçiler olmak üzere ülkedeki muhalif demokrat, devrimci, sosyalist, komünist insanların sürekli türlü cezalara çarptırıldığı ve AKP ile birlikte bu uygulamaların iyice pervasızlaştığını belirten Fikret Başkaya ortak basın metnini okudu:
"Türkiye’de günlük ve Kürtçe yayın yapan tek gazete olan Azadiya Welat gazetesi eski yazı işleri müdürü Vedat Kurşun, 166 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı... Bir gazetecinin ‘işini’ yaptığı için cezalandırılması bu toplumun ayıbıdır ama ondan da ötede bu durum hukuka, basın özgürlüğüne, insan haklarına, evrensel ifade özgürlüğü ilkelerine, akla, mantığa da aykırıdır. Bir gazetecinin bu şekilde cezalandırılması eşine az rastlanır bir skandaldır ve skandal utanılacak şey demektir. Savcı, Vedat Kurşun için 525 yıl hapis cezası talep ediyor ve mahkeme insafa gelip 166 yıl 6 aya hükmediyor... Acaba dünyada bunun bir örneği daha var mıdır? Vedat Kurşun’a verilen bu ceza, Türkiye’deki rejimin niteliği hakkında da fikir veriyor. Bir zamanlar Kürtçe diye bir dilin ve Kürt diye bir ulusun varlığı kabul edilmiyordu. Şimdilerde Kürtçe’nin varlığı kabul ediliyor, üstelik Kürtçe yayın yapan 'TRT Şeş' gibi bir de devlet kanalı var, fakat Kürtçe yayına muhalif olmamak kaydıyla yaşama şansı tanınıyor. Oysa ifade özgürlüğünün temel mantığı eleştiri yapılabilmesidir, aksi halde varlık nedeni ortadan kalkar. Başta Vedat Kurşun olmak üzere, Azadiya Welat gazetesinin ve diğer Kürtçe yayın yapan gazete ve dergilerin muhabir, yazar, yönetici ve sorumlularına yönelik baskı ve cezalandırmanın asıl nedeni, muhalif olmalarından, farklı, aykırı görüşleri dile getirmelerindendir. Eğer öyleyse bu ülkede ‘basın özgürlüğü’ denilenin reel bir karşılığı var mıdır? Gazetedeki haber başlıkları bile suç sayılarak yüzlerce dava açıldığına bakılırsa, bu 'biz muhalif Kürt gazetesi istemiyoruz' demeye geliyor... Gazete haberlerindeki 'işkenceye karşı sessizlik' Diyarbakır’ın eski adı olan 'Amed', 'Kürdistan', 'Gerilla', 'Sayın Öcalan'... gibi kelimelerin örgüt propagandası sayılıp ağır cezaya çarptırılma gerekçesi yapılması, neyin amaçlandığını ve asıl niyeti de ortaya koyuyor. O kadar ki, bir şeyin suç sayılması için Azadiya Welat’da yayınlanması yeterli... Durum böyleyken, bir de ‘demokrasiden’, ‘demokratikleşmeden’, ‘açılımdan’ söz etmek, bu rejimin bir ironisidir. Halen onlarca muhalif, sosyalist, devrimci ve Kürtçe yayın yapan gazete ve dergi çalışanı hapishanelerde bulunuyor ve soruşturmalar, tutuklamalar, davalar ve mahkûmiyetler artıyor. Vedat Kurşun’un görevini yapmaktan alıkonmasının, 166 yıl 6 ay hapse mahkûm edilmesinin, yönettiği gazetenin yasaklanmasının nedeni TMK ve TCK’da yer alan, uluslar arası basın özgürlüğü ve haklarıyla hiçbir ilişkisi bulunmayan hükümlerdir. Bu hukuksal dayanakların 12 Eylül AFC’sinin uzantısı olduğunu belirtmekle birlikte, bu yasalar eliyle sosyalist, devrimci, muhalif ve Kürtçe yayın yapan gazete ve dergilere onlarca soruşturma, kapatma ve tazminat cezaları uygulanmaktadır. Vedat Kurşun ve diğer tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Vedat Kurşun’un acilen tahliye edilmesinin bir nedeni daha var: Kurşun hapishanede Hepatit B hastalığına yakalanmıştır, hapishane koşullarında tedavisi mümkün değildir. Biz ‘Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’ ve bu bildiriyi imzalayan kurum ve kişiler olarak, Vedat Kurşun’un ve ‘normal işlerini’ yaptıkları halde hapishanelerde bulunan gazetecilerin serbest bırakılmasını, özgür düşünceye ve tartışmaya engel olan yasal mevzuatın daha geç olmadan değiştirilmesini, muhalif yayınlar üzerindeki para cezaları, soruşturmalar ve tutuklamaların kaldırılmasını talep ediyoruz... Saygılarımızla...” Basın metnin okunmasının ardından BDP Milletvekili Hasip Kaplan, DİHA Temsilcisi Hüseyin Aykol ve Düşünceye Özgürlük Girişimi’nden Mahmut Konuk söz alıp konu ile ilgili görüşlerini aktardı. BDP Milletvekili Hasip Kaplan; konuyla ilgili bir dosya hazırladıklarını ve meclisin gündemine taşıyacaklarını belirtti. DİHA Temsilcisi Hüseyin Aykol ise, 20 yıl önce bu işe başladığında, Kürtlerin olmadığını, Kürdistan’ın olmadığını, o günden beri ilerici, devrimci, sosyalist bütün muhalif sese aynı baskı ve şiddetin sürdüğünü, bu gün de aynı şeyin Kürtler özgülünde sürdüğünü belirtti. Düşünceye Özgürlük Girişimi’nden Mahmut Konuk ise; Kürt gazeteciliğinin 100 yıldır sürdüğünü ve her dönemde de benzer baskıların sürdüğünü, ancak bugün Vedat Kurşun nezdinde verilen cezanın herkese, topluma verildiğini belirtti. Toplantıda, Vedat Kurşun ile birlikte devrimci, sosyalist, komünistlerin düşüncelerinden dolayı cezalandırıldığı ve hapse atıldığı vurgusu yapıldı. Tüm bu saldırılara karşı duyarlı kamuoyu ve devrimci, demokratik kurumlarla olayın takipçisi olunacağı, tutuklu gazeteciler serbest bırakılıncaya kadar ve düşünce suç olmaktan çıkarılana kadar mücadelenin sürdürüleceği belirtilerek basın toplantısı sonlandırıldı. |


Özgür Üniversite’de gerçekleşen toplantıya BDP Milletvekili Hasip Kaplan ile birlikte siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ve aydın ve yazarların katılımıyla gerçekleşti. İlk sözü alan Fikret Başkaya, anti-demokratik uygulamalara dikkat çekerek, Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Kanunu’nun neye hizmet ettiğini ve kimleri hedeflediğini anlattı. Başkaya, bir yandan "açılım, demokrasi, özgürlük, barış" çığırtkanlığı yapılırken diğer yandan Kürt olduğu için, Kürtçe düşüncesini ifade ettiği için ya da Kürdistan denildiği için insanların hapishanelere atıldığını dile getirdi.
“Bu bir skandaldır: Gazeteci Vedat Kurşun'a 166 yıl 6 ay hapis cezası...”