dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Amed’de Modern Ağalar İşçinin Kanını Emiyor!

AMED (20.04.2010) - Amed Merkez’e bağlı Bağıvar Beldesi’nde bulunan 11 tuğla fabrikasında kölelik koşullarında çalışan 1500 işçi, iş koşullarının düzeltilmesi ve ücretlerinde artış sağlanması talepleriyle greve çıktı.

20.04.2010amedİşçilerin grevi dördüncü günde sonlanırken, hiçbir kazanım elde edilemedi. “Ali cengiz” oyunlarıyla kandırılan işçiler grevin bitirilmesi kararını protesto ederken, “Birlik olmazsak işte böyle kazanamayız” dediler.

Amed’in Merkez’e bağlı beldesi Bağıvar, 12000 nüfusa sahip. Tuğla fabrikalarından başka geçim kaynağı olmayan beldede, tuğla fabrikasında çalışan yaklaşık 1500 işçinin dışında kalanların çoğu işsiz. Kahvelerden başka sosyal alanı bulunmayan beldede, yoksulluk kol geziyor. Beldenin halen isimleri anılan ağaları bugün fabrika sahibi olarak ağalıklarını sürdürürken; Bağıvar köylüleriyse, günde 13 TL yevmiyeyle 12 saat çalışmak zorunda kalıyor.

Her fabrikada her yıl bir işçi ölüyor!

Bağıvar Beldesi’nde bulunan 11 tuğla fabrikası ise, bölgenin tuğla ihtiyacının önemli kısmını karşılıyor. “Çavuş” sistemi olan fabrikalarda, her çavuşa 40 işçi düşerken; “çavuş”lar, işçilerin yevmiyelerinin yarısına el koyuyor. Böylece “çavuş”lar her gün daha fazla zenginleşirken, işçiler ise kölelik koşullarında, “modern serf” olarak yaşamak zorunda bırakılıyor. Ayrıca tuğla fabrikasındaki işçiler, yüzlerce santigrat derecelik fırınların karşısında, hiçbir sağlık güvencesi olmadan çalışmak zorunda kalıyor. İşçilerin önemli bir kısmı astım, tifo gibi hastalıklara yakalanırken, işçiler her yıl her fabrikadan en az bir işçinin öldüğü belirtiyor.

20.04.2010amed1Fabrikanın insan onuruna aykırı çalışma koşullarına ve hayatta kalmak için dahi yetmeyecek olan ücretlerine karşı ayağa kalkan Tuğla Fabrikası işçileri, 14 Nisan’da greve çıktılar. Greve fabrikalarda çalışan bütün işçiler katılırken, Amed’de dört gün boyunca tek tuğla üretilmedi. Ancak DHF’lilerin işçilerle yaptığı görüşmelerde, işçiler grevin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve medyanın ilgisizliği neticesinde başarısızlıkla sonuçlandığını ifade etti.
DHF’lilerin işçilerle ve belde sakinleriyle konuya dair yaptığı görüşmeleri aynen paylaşıyoruz;

Beldede ilk olarak, işçilerin bir araya geldiği bir bahçeye uğruyoruz. Fakat bahçedeki işçiler, bizleri görünce sohbetlerini kesiyorlar. Daha sonra öğrendiğimiz kadarıyla, işçiler, yanlarında “çavuş”ları olduğu için konuşmaya çekiniyorlar. Günde 13 TL aldıkları işlerini kaybetmemek için, koşullarından bahsetmemeye çalışıyorlar.

“İşçinin kanını emerek evler, arabalar aldılar”

Buradan ayrılıp, beldenin en işlek kahvesi olan, ayrıca işçilerin grev kararını da aldıkları kahveye gittik. Burada, kahvehanenin ismini vermek istemeyen işletmecisiyle görüştük. Kahvehane işletmecisi, tuğla fabrikasındaki çalışma koşullarını şöyle anlatıyor: “Çok zor iştir. 10 günde bir çift ayakkabın yanıyor, atıyorsun. Fırından, ateşin içerisinden tuğla çıkarıyorsun. Ateş yüzünü, eldivenini yakıyor. O gün iki kişi geldi, yakaları, saçları hep yanmıştı. Bu fabrikatörlerse, yani İnci, Dicle, Çağdaş, Bloksan şirketleri, Amed’in yarısını almışlar. Daireler, arabalar... Bunlar nerden geldi? Adamın aldığı araba ikiyüz milyar. İşçinin kanıdır hepsi. Bu çavuşlar bir battaniyeyle gelmişlerdi buraya. Yani adalet midir bu? Adam geldiğinde ‘selamunaleyküm’ demeyi bilmiyordu. Biz ise buranın yerlisiyiz. Şimdi o daireler, arabalar aldı.”

20.04.2010amed2“Jandarma “üç renk”e müdahale ediyor; sigortasız işçiyi görmüyor!”

Tuğla fabrikalarının çok sayıda belgesinin eksik olduğunu ve yasadışı olarak sigortasız işçi çalıştırdıklarını söyleyen kahvehane işletmecisi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Benim bir kahvem var. ‘Amed Kıraathanesi’ yazıyor diye, jandarma geldi, sildirdi. Sonra içeri girdi, neymiş, ‘üç renk’ bir araya gelmiş. Bunun için sorun çıkardı. Sonra da belgelerimi sordu. Hepsine tek tek gittim, uğraştım, yaptırdım. Benim küçücük kahvemle bu kadar uğraşıyorlar. Orada 1500 işçi sigortasız. Belgeleri de eksik. O fabrikatörlerle niye uğraşmıyorlar? Maliye geldi, fabrikanın içine girmedi. TEDAŞ da aynı şeyi yaptı. Sanayi kocaman ama, adam 1000 TL elektrik faturası veriyor. Maliyeci vergi levhası için kahveye giriyor, oraya gitmiyor.”

“Ağalık sistemi vardı eskiden, şimdi de öyle olmuş”

Kahvehanede oturan ve dönem dönem tuğla fabrikasında çalışan bir belde sakini ise, yaşam koşullarını şöyle anlatıyor: “Sigortamız yok, bir şeyimiz yok! Sekiz kişi tek göz evde yatıyoruz. Bak işte, bak! Boğazımız açlık kokuyor! Ağalık sistemi vardı eskiden, şimdi de öyle olmuş. Karakollar fabrikatörlerle birliktedir. Göz yumuyorlar. Herkes fabrikatörün yanında. Çevre Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı bunlara nasıl belge veriyor anlamıyorum.”

Kahvede oturan bir başka tuğla işçisi olan 37 yaşındaki Murat Karakaş ise, 13 yaşından beri fabrikada çalıştığını söyleyerek, şunları anlatıyor: “Yedi nüfuslu bir ailenin reisiyim. Evim yok, hiçbir şeyim yok. Yüzde yirmi zamı kabul ettiler. Niye kabul ediyorsun? Bunu kabul edeceksen, niye greve gidiyorsun ki? Ben grevdeki bu anlaşmayı kabul etmiyorum. Bak, niye kabul ettiler bunu? Ben söyleyeceğim, başka hiçbir işçi söylemez, korkarlar. Bunlar daha önce işçilere 3000 TL avans verdiler. Borçlandırdılar, kendilerine köle yaptılar. Şimdi de anlaşmayı kabul etmek zorunda bırakıyorlar.”

20.04.2010amed4“Yemek yok, servis yok, sigorta zaten yok!”

Murat Karakaş, iş koşullarından bahsetmesini istediğimizdeyse şunları anlatıyor: “Bu işin saati yok. Sabah dörtte gidersin fabrikaya; bazen akşam altıya kadar çalışırsın. Ateş! Avrupa’da volkan patlaması oldu ya, lavlar etrafa yayıldı. İşte o neyse, bizim işimizdeki ateş de öyle! İki eldiven takıyorsun, bir tuğlayı tutamıyorsun. Hayat değil bu! Şu anda, 4 kişiyle, günde ortalama 8000 tuğla atıyorum. 8000 tuğla 60 TL ediyor. Adam başı 15 TL... İç organlarım hep çürüdü. Kömürden işte... Astım kapıyorsun, tifo kapıyorsun. Yemek yok, servis yok, sigorta zaten yok! Orada senin elin, vücudun yansa, adama 1000 TL verip sus diyorlar; örtbas ediyorlar. Adam da ne yapsın, mecburdur almaya. Dava açsak, avukat parasını bile karşılayamayız.”

Karakaş, grevin nasıl başladığına ilişkin sorumuzu ise, şöyle anlatıyor: “Başlangıçta gene iyiydi. Gelirler bizi arabayla alır, geri bırakırlardı. Yemeğimizi verirlerdi. Şimdiyse öyle değil. Üç yıldır zam yok! Üç yıldır köle gibi çalıştırılıyoruz. Dedik ki, buna bir son verelim. Bir gün kahvede arkadaşlarla oturduk, karar aldık. Herkes gittiği fabrikada grevi anlatacak, işi bırakacak. Başta yüzde elli zam ve sigorta istedik. Ama gittiler, yüzde yirmiyi kabul ettiler; sigorta da yok! Biz grevi yaptığımızda adamlar jandarma karakolunu arayıp, ‘fabrikayı teröristler bastı’ demiş. Ben ne yapmışım! Sadece hakkımı aramışım!”

20.04.2010amed3“9 yıl çalıştıktan sonra fabrikadan kaçtım!”

1999 yılına kadar, 9 yıl fabrikada çalışmış ve sonunda kendi tabiriyle “kaçmış” olan Mehmet Akyol ise, şunları anlatıyor: “Adam para vermiyor. Geçen gün bir fabrikada birinin eli kesildi. Burada her fabrikada senede bir kişi ölüyor. Makine kazası, elektrik kazası... Bazıları da ateşin içine düşüyor, ölüyor. Kafana bir sıcak tuğla düşse, tamamdır zaten. Vallahi ben kaçtım abi. Battal Gazi’nin filmi vardı ya; esirleri topluyorlardı, zincire vuruyorlardı. Aynen o hesap işte!”
Fabrikada kadın ve çocukların da çalıştırıldığını söyleyen Akyol, şunları anlatıyor: “Kadınlar da var fabrikada. Tuğlaları banttan alıp istifliyorlar. Daha önce erkekler yapıyordu bu işi de. Onlar ücreti kabul etmeyince, kadınları aldılar. 300 TL’ye çalıştırıyorlar. İşte hesaplarına daha uygun geldiği için, kadınları çalıştırıyorlar. Bunun yanında, ufacık yaşta çocuklar da çalıştırılıyor.”

“Sendika başkanlarını defalarca çağırdık, gelmediler”

Görüştüğümüz, ismini vermek istemeyen bir başka fabrika işçisi ise, sendikalardan yakınıyor. Ayrıca, birlik olamadıklarından yakınan işçi, şunları anlatıyor: “Basın hiç gelmedi. Sendika başkanlarını defalarca çağırmamıza rağmen gelmediler. Toplantı düzenledik, geleceğiz dediler; sonra hepsinin işi çıktı. Kimse yanımızda olmayınca, patronla anlaşma yaptık. Ama hiçbir düzelme olmadı. Yine sigortasız, 15 TL yevmiyeyle köleliğe devam... Hayvan gibi çalıştırıyorlar. Toz, duman içinde... Sağlık güvencesi yok, hiçbir şeyimiz yok. Ateş içinde yanıyoruz resmen. Sigortalarımız da yok. Ancak “yüzde on”un var. Fabrikada patron kendi tuttuğu işçilere sigorta yapıyor. Ağalık dönemi bitti; ‘çavuş’ sistemi çıktı. Çavuşlar işçinin yevmiyesinin yarısına el koyuyorlar. Çavuşların evleri, arabaları her şeyleri var. Hepsi işçinin sırtından... Bu çavuşların yaptığı sömürgeciliktir.”