| “Ermenilere Ne Oldu, Resmi İdeoloji Neyi Nasıl Sakladı?” Sorularına Cevap Arandı! |
|
ANKARA (24.04.2010) - Ermenilerin soykırımı tartışılırken, kendilerinin unutulduğunu haykıran başka halklar da vardı sempozyumda. Katledilen halkların anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan sempozyum önemli tartışmalarla tarihi önem taşıyan 24 Nisan’da ilk gün oturumunu gerçekleştirdi.
Sibel Özbudun; oturumu başlatırken‘Ermenilere dair sadece fiziksel bir yok oluşun mevcut olmadığını, aynı zamanda onlara tüm izlerin silindiğini’ belirtti. ‘TC burjuvazinin servetinin kaynağında gayr-i Müslimlerin malının bulunduğunu, katliam sorumlularının Malta’ya sürülmüş olmalarına rağmen, çoğunun geri dönüp meclislere üye olduğunu’ da ifade etti. İlk oturumda Baskın Oran; genel anlamda Osmanlıdan cumhuriyete geçiş döneminde siyasal, sosyal ve kültürel açıdan uygulanan politikalara değindi. Kürtlerin ve Ermenilerin efendisinin Türkler olduğunu, ancak Ermenilerin iki efendisinin olduğunu, yakın efendilerinin Kürtler olduğunu uzak efendilerinin ise Osmanlı olduğunu belirtti. Ermenileri ‘altın yumurta yapan tavuğu kesme’ye benzetip, nasıl bir tarihin yaşandığını ise “büyük felaket” olarak ifade etti. Hrant Dink’i anarak konuşmasına başlayan Adil Okay ise; Osmanlıdan TC.’ ye Ermenilere yapılan baskının devam ettiğini ve Hrantı’ da bunun sonucunda kaybettiğimizi söyledi. Hrant Dink’ den alıntı yaparak konuşmasına devam eden Okay ‘bu topraklardan sürülen her Ermeni’nin evinde Ağrı Dağı’nın fotoğrafı vardır, bizlerin bu topraklara tutkusu Ağrı Dağının yüksekliği kadar derindedir’ diyerek konuşmasını sürdürdü. Devamla; Ermenilerin nefretle yaklaşmadıklarını, Ermenileri katleden katillerin, Mustafa Suphi’leri de katlettiğini, aynı katillerin 12 Eylül darbesinden sonra bir milyon insanı zindanlara doldurduğunu, çoğu Kürt 17 bin insanı katlettiğini ifade ederek, Türkiye’de katliamlarda devamlılığın olduğuna işaret etti. Tecrit uygulamalarına da kısaca değindi. Mahir Sayın ise; “Bu topraklarda soyu kırılan tek topluluk Ermeniler değil Rumlar, Süryaniler, Asurîler, Aleviler ve Kürtlerdir. Hepsini bu topraklardan silmek için yıllardır çabalıyorlar… Türkiye’de Ermenilerin katli demokrasinin gelişim seyrinin tarihidir” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. İkinci oturum olan “İttihat ve Terakki’den Kemalizm’e Resmi İdeolojik İnkâr ve İmha” Fikret Başkaya’nın moderatörlüğünde “sürdü. Oturumun ilk konuşmacı İsmail Beşikçi; “devlet yapmış olduğu katliamları ve tarihsel olumsuzlukları, bunları gündeme getirenleri iç ya da dış düşman vurgusuyla gölgelemeye çalışmaktadır. Yaşanan siyasal olayların ardından belge ya da arşiv içerikli evraklar bulunmayabilir. İşleyiş açıktır. Hangi durumlarda nelerin yapılacağı bir davranış kültürü olarak nettir” diyerek, Ermeni Soykırımı tartışmalarını arşivlerdeki belgelerin varlığına ya da yokluğuna yedekleyen anlayışları eleştirdi. Konuşmasında katledilenlerin sadece bedenen değil, aynı zamanda toplumsal travma yönüne de vurgu yaptı. Sait Çetinoğlu konuşmasında; resmi tarih yazımının Teşkilat-ı Mahsusa’dan, İttihat –i Terakki’ye oradan da Kemalizm’e ulus devleti inşa için çabaladığına yer verdi. Çetinoğlu; ‘Ermenilerin Anadolu’da dolaşımının yasaklandığı, dışarıdaki Ermenilerin ülkeye girişinin önlendiği, girenlerin ise kovulduğuna yer vererek, ülkeye giriş yapan üç Ermeni’den kaynaklı dönemin İçişleri Bakanı’nın görevden alındığını’ belirtti. Ayrıca; ‘katliamcıların çoğu serbest bırakılarak korunmuş,“yeni” kurulan devlette milletvekilliği ve valilik görevlerinde yer almış, CHP yöneticiliği yapmış ve tüccarlık gibi mesleklerde faal olmuşlardır’ dedi. O dönemde katliamda yer alanların yarattığı boşluğu bugün çocukları, torunları ve onlarla aynı özden beslenen ırkçı-faşist kişilerin doldurduğunu örneklerle sonlandırdı. Avrupa Süryaniler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Tuma Çelik ise; ülkede yaşananın Asurî, Ermeni, Alevi, Çingene, Kürt sorunu değil, bir Türk sorunu, yani Türkleştirme sorunu olduğunu vurguladı. 1915 yılında Ermenilere yapılan tehcir sırasında Asurî halkına da büyük bir imha ve inkâr uygulandığını, bu çerçevede 400 tane köyün boşaltıldığını, halkın sürgüne gönderildiğini vurguladı. Osmanlı devletinin hoşgörülü bir yapıya sahip olmadığını, ayrıca hoşgörülülük ilişkisine değinerek: Hoşgörünün genelde yanlış ya da hata olan durumlarda sergilenen bir davranış olduğunu, bundan kaynaklı farklı kimliklerin suç ya da hata olmamasından kaynaklı hoşgörünün de gereksiz olduğunu belirtti. Üçüncü oturumda ise, “Sermayenin Türkleştirilmesi veya Ermeni Emval-i Metrûkesine Ne Oldu” konusu ele alındı. Mete K. Kaynar moderatörlüğünde ilk konuşmacı olan Mehmet Polatel; öncelikli olarak Emval-i Metrûkenin terk edilmiş mal anlamına geldiğini söyleyerek sürgüne yollanan Ermenilerin geride bıraktığı mallarına dair bilgi aktardı. Milli Güvenlik Kurulunun ulusal güvenliğe aykırı olduğu gerekçesiyle tapu arşivlerini gizli tuttuğunu, Ermenilerden artta kalan malların göç eden Müslümanların ihtiyaçların karşılanması için kullandırıldığını vurguladı. Aslı Çomu ise; yaptığı tez çalışmaları süresinde bir takım arşivlere girmeyi başararak birtakım bilgilere ulaştığını ve yok edilen halkların topraklarının nasıl ellerinden alındığını haritalar eşliğinde gösterdi. Sempozyumun yapıldığı otelin önünde sabahın erken saatlerinde olağanüstü sivil-resmi polis kordonu oluşturulduğu, katılımcıların arama kontrolünden geçirilerek salona alındığı, sempozyum süresince sivil polislerin salonu gözetimde tutarak sürekli not aldığı da gözlerden kaçmadı. Ayrıca; Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “Muhteşem Kortej” konserinden dolayı sempozyumun güvenlik gerekçesiyle erken bitirilmesi de bir başka dikkat çeken durumdu. DHF temsilcisinin de bulunduğu oturum ikinci gününde (25 Nisan 2010) saat 10:00’da Ziya Gökalp Caddesi No:8 Kızılay adresindeki Princess Hotel’de sürecektir. |



Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Fikret Başkaya resmi tarihçelerin iki yönlü olduğunu ve bunlardan birinin karartma, diğerinin ise parlatma sorumluluğu taşıdığı, yaşanan tarihi olaylarda atalarının böyle bir şey yapmayacaklarını savunanların resmi ideolojinin üst kademelerinde üst görevlere geldiğini ve bir de işin emperyalist bağlantılarına vurgu yaparak, sempozyumun yapılmasının önündeki engellerin, ülkede hala Ermeni sorunun tartışılmasından korkulduğunun kanıtı olduğunu ifade etti. Başkaya; “Tarih sağır ve dilsiz değildir, duyup söylemeye devam ediyor. Eğer tarihimize sahip çıkarsak, yalancıları, tabuları inşa edenleri teşhir edebilirsek tarih bizi özgürleştirecektir” diyerek ilk oturum olan “Tarihsel Açıdan Ermeni Meselesi” oturumunu başlatmak üzere; moderatör Sibel Özbudun ’a söz verdi.