| Sorularla DHF |
|
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) Kimdir, Nedir?
DHF, politik bir kitle örgütüdür. Ülkemiz sınıf mücadelesinin bir mevzisi olan demokratik haklar için mücadelede ortaya çıkan ve onlarca yıllık siyasi ve örgütsel tecrübeye yaslanan bir program örgütüdür. DHF, bağrında bir araya getirdiği birçok devrimci program örgütünün, demokratik merkeziyetçilik esaslarına göre bir araya gelmesinden oluşur. Emperyalizme, komprador kapitalizme, feodalizme, faşizme ve her türden gerici akıma karşı bilimsel sosyalist bir ideolojik ve politik duruşla mücadele eder.
DHF Ne Zaman Kuruldu? Hangi Siyasi Geleneği Temsil Ediyor?
DHF, 2002 yılında ikinci kez kuruluşunu deklare eden Demokratik Haklar Platformu’nun (DHP), örgütsel ve siyasal çizgide, ileri bir adımı olarak, 2004 yılında başlatılan ve fakat kesintilere uğrayan merkezileşme ve daha güçlü bir demokratik haklar mücadelesi inşa etme tartışmalarının 2007 yılında yeniden ele alınmasının akabinde, 4 Eylül 2008’de resmi kuruluşunu kamuoyuna deklare etti. DHF, ülkemizde, Mustafa Suphilerle birlikte başlayan ve fakat hemen akabinde örgütsel yenilgiler ve reformist-revizyonist akımlarla kesintiye uğratılan sınıf mücadelesinin, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünü olan yeni demokrasi çizgisi ile yeniden ayakları üzerine dikilen sınıf mücadelesinin yaratmış olduğu ideolojik, politik ve kültürel birikimin, 2000’li yıllarla birlikte, demokratik haklar mücadelesi mevzisinde cisimleşmesidir. İbrahim Kaypakkaya’nın birçok temel başlıkta, elli yıllık karanlık dönemi kapatan ve yeni bir çığır açan görüşlerinin, mücadelesinin ve bu kopuşun, ileri atılımın; halkın ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve demokratik haklar mücadelesinde billurlaşmış halidir. DHF, Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar ve Mazlum Doğanlar’ın; tüm anti-emperyalist devrimci geleneklerin ve anti-emperyalist ulusal mücadelelerin devrimci mirasını sahiplenir. Ancak bilimsel sosyalist dünya görüşünün ideolojik mücadelesini bu akımlara karşı da kesintiye uğratmaz, bu görüşün tüm halk hareketi içerisinde yaygınlaşması için mücadele verir.
DHP’den DHF’ye Uzanan Süreç ve Daha Önceki Tarihsel Dönemleri Hakkında Bilgi Verir misiniz?
Demokratik haklar mücadelesi, üretici güçlerin ve ezilen kesimlerin ekonomik ve toplumsal gelişme dinamiklerinin ortaya çıkardığı birtakım hak talepleridir. Ücret artışı talepleri, konut hakkı talepleri, ulaşım hakkı talepleri, sağlık ve eğitim hakkı talepleri, çeşitli azınlık ulus, milliyet ve inanç kesimlerinin kültürel ve siyasal hak talepleri, çalışma şartlarının düzenlenmesine ilişkin demokratik hak talepleri vb. bunlardan yalnızca birkaçıdır. Demokratik haklar mücadelesi, halk kitleleri içerisindeki bu demokratik hak talepleri mücadelesinin, bizatihi sınıf bilinçli işçiler, köylüler, gençler, kadınlar, ezilenler vd. gibi halk kesimlerinin örgütlü güçleri tarafından bilimsel sosyalist bir perspektifle ele alınması ve Demokratik Halk Devrimi yolunda ilerletilmesi mücadelesidir. 12 Mart 1971 Askeri Faşist Diktatörlüğü öncesinde ve hemen ardındaki ağır baskı koşulları altında yer altında yayın yapan, daha sonra ilk olarak 1970’lerde yayımlanan Halkın Gücü Gazetesi ve Partizan Dergisi; 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Diktatörlüğü döneminin ağır baskı koşullarının, kitle hareketleriyle nispeten geri çekildiği koşullarda yayın hayatına başlayan Yeni Demokrasi Gazetesi (1987 - 1991) ve devamla Halk Demokrasisi Dergisi (1991 - 1992); Özgür Gelecek Gazetesi (1993 - 1994); Partizan Sesi Gazetesi (1994 - 1997); Halkın Günlüğü Gazetesi (1997 - 2002); Devrimci Demokrasi Gazetesi (2002 - 2011) ve şimdi ise yayınına devam eden Halk Demokrasisi için Halkın Günlüğü Gazetesi’nin taşıdığı ideolojik ve politik mirasın içerisinde bir araya gelen bilinçli halk kitlelerinin yürüyüşü, DHP’yi ve ardından DHF’yi ortaya çıkarmıştır. DHP ilk olarak 1994 yılında kendisini kamuoyuna deklare etmiş ve 1990’ların son derece ağır baskı koşulları altında, büyük bedellerle mücadelesini ilerletmiş ve halk hareketinin 1990’ların sonunda geri çekilişiyle birlikte, faaliyetleri belirli ölçüde dağınıklaşmıştır. 2002 yılında, güncellenen programıyla birlikte yeniden hayat bulan DHP, önemli bir kitleselleşme hamlesi yakalamış ve 2004 yılıyla birlikte kendi bünyesindeki birçok kurumun katılımıyla daha güçlü, örgütlü ve etkili bir demokratik haklar mücadelesi için bir tartışma süreci hayata geçirmiştir. Bu sürecin hemen akabinde yaşanan saldırılar, tartışma süreçlerini etkilemiş olsa da 2007 yılı başlarında yeniden bir araya gelen DHP güçleri, tartışmalarını 2008’in ilk ayları içerisinde belirli bir programa ve somut örgütlenmeye dökerek, 4 Eylül 2008’de DHF’nin resmi kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir. Bugün DHF, hayatın birçok alanındaki ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik hak talepleri mücadelesi içerisinde sahip olduğu büyük ve önemli kurumları, gençlik ve kadın örgütleri, yerel yönetimler, emek ve meslek örgütleri, kitle örgütleri ve aile birliği ile harekete geçirdiği önemli bir kitle potansiyeli ve en önemlisi sahip olduğu bilimsel sosyalist dünya görüşüyle birlikte sürdürdüğü ideolojik ve politik mücadelesiyle, ülkemiz devrimci ve demokratik hareketleri içerisinde saygın ve önemli bir konuma sahiptir.
Demokratik Haklar Mücadelesi Ne Demektir?
Hiç şüphesiz ki bugün içerisinde var olduğumuz zaman ve mekân gerçekliği içerisinde, bizleri çevreleyen maddi ve manevi tüm toplumsal varlıklar, servetler ve bu muazzam ölçülerde açığa çıkan servet bikrimi etrafında yaşanan tüm toplumsal çatışmalar; insanlığın, sınıflara bölünmesinden günümüze gelen somut toplumsal gerçekliğin ve onu yaratan üretim ilişkilerinin temel itici gücünden bağımsız değildir. Sınıf savaşımını ortaya çıkaran toplumsal çelişme, insanlık tarihinin sınıflı toplumsal yapıya kavuşmasından günümüze, üretici güçlerin, üretim araçlarını elinde bulunduran toplumsal sınıflar karşısında gösterdikleri gelişme dinamikleri ve bunların ortaya çıkardıkları toplumsal çatışmalar olmuştur. Her bir tarihsel koşula ve toplumsal özgüllüğe bağlı olarak, bin bir türlü farklı çelişme içerisinde kendine özgü biçimler alan ve son derece farklı politik çalışma alanları ortaya çıkaran bu temel çelişme yani sınıf savaşımı; içerisinde bulunduğumuz özgül zaman ve mekân koşulları itibariyle de bizlere, ülkemiz gerçekliği içerisinde birçok farklı politik faaliyet alanı sunmaktadır. Bu kapsamda, bilimsel sosyalizmin ilk evrelerinden günümüze, sınıflar savaşımının her bir özgül alanında yaşanan toplumsal mücadeleler içerisinde, bugün, ülkemiz özgülünde “demokratik haklar için mücadele” olarak bir alan tanımının da ortaya çıkmış olduğu görülmektedir. “Demokratik haklar” kavramı, ülkemiz gibi, burjuva demokratik devrimlerin gerçekleştirilemediği, bir yanda kapitalizm öncesi üretim ilişkilerinin hâkim durumda olduğu bir diğer yanda ise emperyalizme bağımlı ve onun denetiminde kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmekte olduğu ülkelerdeki işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilen kesimlerin, kendi iktidarlarını kurma mücadelesine hizmet eden ekonomik, sosyal ve siyasal hak taleplerini işaret etmektedir. İş hakkı mücadelesi, ulaşım hakkı mücadelesi, konut mücadelesi, barınma hakkı mücadelesi, eğitim hakkı mücadelesi, sağlık hakkı mücadelesi gibi. Bu kapsamda, demokratik haklar, iki esas yön barındırır. İlki ekonomik, ikincisi ise sosyal ve kültüreldir. İşçiler, köylüler, emekçiler… Yani üretici güçler içerisinde, emeğini satarak geçinen kesimler ile küçük üreticiler gibi halk kategorisindeki küçük sermayedarların, üretim süreçleri içerisinde zorunlu olarak açığa çıkan bir takım ekonomik iyileştirme talepleri, demokratik hakların “ekonomik” yönünü oluşturur. Örneğin, bir ülkede işçilerin aldıkları maaş ortalama 5 TL’dir. Ancak o ülkedeki sosyo-ekonomik yapının ortaya çıkardığı gerçeklik içerisinde, bir işçinin en az 9 TL alması gerekmektedir. İşte bu ülkedeki işçilerin, sendikalarıyla, kendi örgütleriyle, aradaki 4 TL’lik fark için yürüttüğü “ücret artışı talepleri yahut ücretlerin korunması mücadelesi” ekonomik içerikli bir demokratik hak mücadelesidir. Öte yandan aynı işçilerin, sağlık, eğitim, sendika, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü vb. hak talepleri ise demokratik hakların, sosyal ve kültürel yönünden ilkini oluşturur. Burjuva demokratik devrimlerin yapılmadığı yahut yarım kaldığı ülkelerde, feodalizme özgü sosyo-ekonomik toplumsal yapıyı kapitalizme özgü sosyo-ekonomik yapıya dönüştürecek devrimler tamamlanmadığından yahut yarım kaldığından ötürü, çeşitli ezilen kesimlerin, “küreselleşme” süreçleriyle birlikte ortaya çıkan ve çoğunlukla kültürel kimlik eksenli hak talepleri mücadelesi de demokratik hakların sosyal ve kültürel yanından ikincisini oluşturur. Demokratik haklar, sahip oldukları bu temel tarihsel ve sınıfsal özellikler gereği, doğrudan sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Bu bakımdan, demokratik haklar, sınıf bilinçli emekçilerin ve ezilenlerin doğru siyasal yönlendirmeleriyle birlikte gerçek çözümüne kavuşabilir. Zira demokratik haklar mücadelesi, taleplerinin hedefi itibariyle mevcut sistem içi iyileştirmeleri ve reformları hedefler. Ancak öte yandan, bu hak mücadeleleri, hem ezilen kitlelerin kendi hak talepleri hareketleri içerisinde politikleştikleri hem de sınıf mücadelesiyle olan dolaysız bağı itibariyle de demokratik bir halk hareketine dönüşebilecek bir yürüyüşün kılcal damarlarıdır. Bu mücadele içerisinde reformistlerin önderlik ettiği demokratik hak talepleri mücadelesi hiçbir zaman gerçek karşılığını bulamaz. Zira hiçbir reformist mücadele, ülkemiz gibi yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkede, emperyalizmden tam ve kesin bir kopuş sağlayamaz. Dolayısıyla, bu ülkede işçiler (istisnai, geçici dönemler haricinde) 9 TL maaş alamazlar yahut sosyal haklarından faydalanamazlar. Kimi zaman elde edilen kazanımlar daima geçici olacak, bu kazanımlar halka ait bir iktidar içerisinde garanti altına alınmadığı için, bu haklar yeni bir saldırı dalgasıyla geri alınacaktır. Ancak sınıf bilinçli emekçilerin ve ezilenlerin önderlik ettiği demokratik hak talepleri mücadelesi başarıya ulaşabilir. Zira bu tarz mücadelenin kesin koşulu, demokratik bir halk iktidarının tesisidir. Bunun, demokratik hak talepleri mücadelesinin özgün alanına uyarlı ideolojik ve politik mücadelesidir. DHF, bu perspektifle, halkın hak talepleri mücadelesini, kitlelerin okulu olarak kavrar ve bu mücadele içerisindeki tüm kurumlarıyla birlikte halkın bilinçlenmesi için faaliyet gösterir.
Demokratik Haklar Mücadelesiyle, Sınıf Mücadelesi Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?
“İş”, “iş güvencesi”, “çalışma koşullarının düzeltilmesi” ve emperyalist-kapitalist dünya sistemine göbekten bağımlı burjuva-feodal sistemin sürekli olarak artan sömürü düzeni karşısında süreklileşen “ücret artışı” talepleri; kaçınılmaz bir biçimde tüm bu hak taleplerinin çalışan, üreten kesimler lehine dengeleyecek ve güvence altına alacak yeni bir sistem talebini doğurmaktadır. Burjuva-feodal para babalarının, ağaların, yabancı tekellerin, hortumcuların, faizcilerin, tefecilerin elinde bulunan siyasi iktidar aygıtlarının tümü, söz konusu hak taleplerini, durmaksızın objektif olarak ortaya çıkaran bir sömürü düzenini temsil etmekte ve gerek ideolojik gerekse ekonomi-politik uygulamalar açısından bu çelişmeyi süreklileştirmektedir. Bu bakımdan, halkın hak talepleri mücadelesi, kendi mantıki sonuçları içerisinde, siyasal bir yeniden inşayı gerektirirken; öte yandan, pratikte, kitlelerin bugün tahakküm altında tutuldukları mevcut siyasal iktidarın düzen içi kanallarında da eritilmektedir. Dolayısıyla bu talepler ekseninde açığa çıkan kendiliğinden kitle hareketleri, sistem değişikliğini değil, yine aynı sistem içerisindeki reformları hedeflemektedir. Demokratik hak talepleri hareketlerinin gerçek karşılıklarını bulabilmesi, ancak demokratik bir halk iktidarıyla mümkündür. İşçilerin, köylülerin, emekçilerin, emekleri ve gelecekleri için savaşmalarıyla mümkündür. Demokratik haklar için mücadele, bu kitle hareketleri içerisindeki örgütlü halk güçlerinin, bu yalın gerçeği aktaran, örgütleyen ideolojik ve politik mücadelesinin adıdır. Geri dönecek olursak, hak talepleri mücadelesi, ortaya çıkış ve gelişme dinamikleri açısından irdelendiğinde, kendi mantıki sonucu olan halk lehine bir iktidar değişimini değil, kendisi ve talebiyle sınırlı, sistem içi iyileştirme beklentileriyle ortaya çıkmaktadır. Demokratik haklar için mücadele ise bu somut zemin içerisinde, ilgili hak talepleri mücadelesini, kendi devrimci programıyla mantıki sonuçlarına ulaştırma göreviyle hareket eder. Zira bu, yukarıda izah ettiğimiz üzere felsefi ve bilimsel bir zorunluluktur. Bu bakımdan demokratik haklar için mücadelede, toplumun farklı kesimleri içerisinde ve toplamda da merkezi olarak faaliyet yürüten kuvvetlerin kendi özgün alan çalışmalarının programsal varlıklarıyla, politik kitle örgütü nitelikleriyle birlikte, hâlihazırda var olan hak talepleri eksenli kitle hareketlerine önderlik etmeleri demek, sınıf savaşımında, bulunduğu alandan doğrudan taraf olması demektir. Demokratik haklar için mücadele, gerek alt çalışma alanlarında (gençlik, kadın, işçi-emekçi, köylülük, semtler vb) gerekse hepsinin birleştiği merkezi politik çalışmalarda daha fazla kurumsallaştığı, güçlendiği, yaygınlaştığı ölçüde, Yeni Demokrasi programının ülke genelinde, milyonları bulan emekçi yığınlar içerisinde ve halk içerisinde tanınmasını, öğrenilmesini sağlayacak, onu kendi gerçekliği içerisinde temsil edecek son derece önemli bir işleve de sahiptir. Bir toplum, tarihsel kriz anlarında öncüsünü tanımıyor, bilmiyor ise yapacağı tercih de bu olmayacaktır kuşkusuz. 1917 Büyük Ekim Devrimi’nde, 1949 Çin Devrimi’nde ve dünya üzerinde yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm sosyal kurtuluş mücadelelerinde de halk kitleleri, büyük krizler, buhranlar döneminde kendi kurtuluşunun programını takip etmiş ise bu, sabırlı bir mücadeleyle başta işçiler, köylüler, emekçiler olmak üzere tüm halk kesimlerine ulaşmayı başarmış, bu kesimlerin en somut hak taleplerine devrimci çözümler üretebilmiş, güven kazanmış bir sınıf savaşımı sayesinde olmuştur.
DHF’nin Nasıl Bir Örgütsel Yapısı Vardır? DHF, Nasıl Faaliyet Gösterir?
DHF, bünyesinde birçok merkezi komisyon barındırır ve bunun haricinde, birçok demokratik kitle örgütü ile devrimci yayın ve kültür kurumlarıyla ortak bir platform içerisinde faaliyet yürütür. DHF, bu kurumların haricinde, belediyeler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, odalar gibi meslek örgütüyle de buralardaki örgütlü kitlesinin gücü oranında halkın demokratik haklar mücadelesini daha geniş kesimlere ulaştırabilmek için mücadele yürütmektedir. Tüm bunlarla ilişkili olmakla beraber, kendi içerisinde birer programı ve faaliyet ilkeleri bulunan merkezi komisyonlar da DHF bünyesinde, faaliyet göstermektedir. Gençlik Komisyonu, Kadın Komisyonu, İşçi - Sendikal Komisyon, Yerel Yönetimler Komisyonu, Yayın Komisyonu, Kültür Komisyonu, Hapishaneler Komisyonu, Kitle Örgütleri Komisyonu… İlk elden sayılabilecek önemli çalışma alanları olarak DHF’nin bütünlüklü yapısını oluştururlar. Tüm komisyonlar, demokratik merkeziyetçi nitelikte örgütlüdürler. Kararlar, tüm örgütlü yoldaşların kolektif iradesinin temsil edildiği Merkezi Yürütme Kurulu’nda alınır, merkezi politikalar, bu zeminde tartışılarak belirlenir. DHF’nin içerisinde yer aldığı ve bünyesinde temsil ettiği bu köklü siyasi ve örgütsel hareketin bir diğer ve genel adlandırması da Yeni Demokrasi Güçleri’dir.
DHF’nin “Kemalizm” Konusundaki Görüşleri Nelerdir?
DHF’nin Kemalizm konusundaki görüşleri, esasen İbrahim Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu kapsamlı analize dayanmaktadır. Kaypakkaya’nın analizlerini özetleyerek ifade edecek olursak: Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük-burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfıdır. Devrimde, milli karakterdeki orta burjuvazi önder güç olarak değil, yedek güç olarak yer almıştır. Devrimin önderleri, daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken İtilâf Devletleri emperyalizmi ile el altından işbirliğine girişmişlerdir; emperyalistler, Kemalistlere karşı hayırhah bir tutum takınmış, bir Kemalist iktidara rıza göstermeye başlamıştır. Kemalistler, emperyalistlerle barış imzaladıktan sonra bu işbirliği daha da koyulaşarak devam etmiştir. Kemalist hareket, özünde “işçilere ve köylülere, bir toprak devrimi imkânına karşı” gelişmiştir. Kemalist hareketin sonucunda, Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı; yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir; yani fiili işgal ortadan kalkmış fakat yarı-sömürge ve yarı-feodal iktisadi yapı devam etmiştir. Sosyal alanda, eski milli azınlıklara mensup komprador büyük burjuvazinin ve eski bürokrasinin, ulemanın hâkim mevkiini milli karakterdeki orta burjuvazi içinden palazlanan ve emperyalizmle işbirliğine girişen yeni Türk burjuvazisi, eski Türk komprador büyük burjuvazisinin bir kesimi ve yeni bürokrasi almıştır. Eski toprak ağalarının, büyük toprak sahiplerinin, tefecilerin, vurguncu tüccarların bir kısmının hâkimiyeti devam etmiş, bir kısmının yerini yenileri almıştır. Kemalistler bir bütün olarak, milli karakterdeki orta sınıfın çıkarlarını temsil etmemekte, yukarıdaki sınıf ve zümrelerin menfaatlerini temsil etmektedir. Politik alanda, hanedanlık çıkarları ile birleştirilmiş olan meşrutiyet yönetiminin yerini, yeni hâkim sınıfların çıkarlarına en iyi cevap veren yönetim, burjuva cumhuriyeti almıştır. Bu idare sözde bağımsız, gerçekte siyasi bakımdan emperyalizme yarı-bağımlı bir idaredir. Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür. Kurtuluş Savaşını takip eden yıllarda, devrimin baş düşmanı Kemalist iktidardır. O dönemde komünist hareketin görevi, hâkim mevkiini kaybeden eski komprador burjuvaziye ve toprak ağaları kliğine karşı, Kemalistlerle ittifak değil (böyle bir ittifak zaten hiçbir zaman gerçekleşmemiştir), komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının bir başka kliğini temsil eden Kemalist iktidarı devirmek, yerine işçi sınıfı önderliğinde ve işçi-köylü temel ittifakına dayanan demokratik halk diktatörlüğünü kurmaktır. Ülkemiz devrimci hareketi saflarında başından itibaren var olan Kemalizm hayranlığı, İbrahim Kaypakkaya’nın sağladığı kopuş sonrası utangaçça da olsa kesintisiz olarak varlığını-etkisini korumuştur. Buna göre Mustafa Kemal ve Kemalizm halkımızın ilerici ve hatta devrimci mirasının bir parçasıdır. Halkımızın tarihi, zaten tümden ilericidir. Bütün dünya halklarının tarihi ilericidir. Ama M. Kemal, halkımızın tarihinin bir parçası değil, komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının ve onlarla birleşen orta burjuvazinin sağ kanadının, yani gerici sınıfların tarihinin bir parçasıdır. “Miras” diye gerici şeylere sarılmak, halk kitlelerinin aldatılmasında gericilerle ağız birliği etmek, onlara suç ortaklığı etmek olur. “Miras” diye gerici şeylere sarılmak, bizi kitlelerle kaynaştırmaz, tersine, onlardan koparır. Kemalizme miras diye sarılmak, bizi Kemalist iktidarın hunharca ezdiği işçi-köylü yığınlarından, emekçilerden koparır. Evet, bugün hâkim sınıflar tarafından kafası Kemalizm konusunda yanlış düşüncelerle doldurulmuş, Kemalizm’e sempati duyan işçi ve köylü yığınları da vardır. Ama eğer bu yanlış fikirlerle mücadele etmezsek, eğer bu yanlış fikirleri işçilerin ve köylülerin kafasından söküp atmazsak, emekçi yığınlarının çeşitli kesimleri arasında, çeşitli milliyetlere mensup emekçiler arasında tam bir birlik, dayanışma ve güven sağlayamayız. Ayrıca bugün açısından, gerici sınıflara karşı doğru ve başarılı bir mücadele yürütemeyiz. Kemalist diktatörlük Yahya Han diktatörlüğünden farksızdır; biz, kitlelere böyle bir rejimi sempatik gösteremeyiz. Kurtuluş Savaşı’nda canıyla, kanıyla destanlar yaratan halk kahramanları vardır. Mesela bir Karayılan vardır, biz bunların mücadelelerinin mirasçısıyız. Biz, bunların tükenmez enerjilerinin, mucizeler yaratan dehalarının, sonsuz devrimci güçlerinin mirasçısıyız. Her fırsatta yığınların mücadelesini kanla ve zorbalıkla bastırmaya çalışanların, onlara düşmanlık gösterenlerin değil! - Kemalizm demek, fanatik bir anti-komünizm demektir. Kemalistler, M. Suphi ve 14 yoldaşını, kahpece ve hunharca boğazlamışlardır. TKP’yi, M. Suphi yoldaşın ölümünden sonra bu isme layık bir parti olmadığı halde, amansız bir şekilde ve her fırsatta ezmiş, bugün Amerikancı faşist sıkıyönetim mahkemelerinin yaptığını, Kemalist iktidar defalarca yapmıştır; her iki yılda bir, çoğu zaman her yıl en az bir kere, genel tutuklamalar düzenleyerek yüzlerce insanı polis işkencesinden geçirmiş, karakollarda ve zindanlarda çürütmüştür. - Kemalizm demek, işçi ve köylü yığınlarının, şehir küçük burjuvazisinin ve küçük memurların sınıf mücadelesinin kanla ve zorbalıkla bastırılması demektir. Kemalizm, işçiler için süngü ve ateş, cop ve dipçik, mahkeme ve zindan, grev ve sendika yasağı demektir; köylüler için ağa zulmü, jandarma dayağı, yine mahkeme ve zindan ve yine her türlü örgütlenme yasağı demektir. - Kemalizm demek, her türlü ilerici ve demokratik düşüncenin zincire vurulması demektir. - Kemalizm demek, her alanda Türk şovenizminin kışkırtılması, azınlık milliyetlere amansız bir milli baskının uygulanması, zorla Türkleştirme ve kitle katliamı demektir. - Kemalizm’in “tam bağımsızlık” ilkesi demek, yarı-sömürgelik şartlarına seve seve razı olma ilkesi demektir. Kemalist Türkiye, yarı-sömürge Türkiye’dir. Kemalist iktidar, İngiliz-Fransız emperyalizmine ve daha sonra Alman ve Amerikan emperyalizmine uşaklık eden, onlarla işbirliği eden bir iktidar demektir. Kemalistlerin emperyalistlerle olan sınıf kardeşliği, milli düşmanlıklarından ağır basmıştır; Kemalist iktidar, birçok defalar İngiliz, Fransız ve Alman şirketlerinin menfaatlerini korumak için, Adana-Nusaybin demiryolu grevinde olduğu gibi, işçileri kurşuna dizmiştir. Kemalizm’in milli kurtuluşçuluk olarak gördüğü şey, sömürge yapının kalkması, fakat yarı-sömürge yapının olduğu gibi muhafaza edilmesidir; emperyalizmin doğrudan hâkimiyetinin kalkması, fakat dolaylı hâkimiyetinin olduğu gibi devam etmesidir; emperyalizmle iktisadi ve siyasi işbirliğidir; emperyalizme siyasi bakımdan yarı-bağımlılıktır. - Kemalizm demek, aynı zamanda, toprak ağaları sınıfıyla kol kola, omuz omuza köylü kitlelerini ezmek, menfaat birliği etmek, sınıf kardeşliği etmek demektir. İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizme dair ortaya koyduğu bu belirlemeler, günümüzde de geçerliliğini esasen korumaktadır. “Türkiye Cumhuriyeti” devletinin resmi ideoloji olan Kemalizm geçen zaman içerisinde, emperyalizmin ihtiyaçları ve dayatmaları paralelinde biçim ve nitelik anlamında geçirdiği değişikliklere ve yenilenmelere rağmen özünü aynen korumaktadır.
DHF’nin “Kürt Sorunu” Konusundaki Görüşleri Nelerdir?
Ulusal sorun ve ulusal sorunun Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasındaki özgün biçimi olarak Kürt ulusal sorunu, “Türkiye Cumhuriyeti” devletinin miras aldığı, yaklaşık 90 yıldır süre gelen köklü bir sorundur. Kürt ulusal sorununa dair genel görüşlerimizi İbrahim Kaypakkaya’nın analiz ve tespitleri ışığında özetleyecek olursak; milli meseledeki temel şiarımız şudur: “Bütün uluslar için tam hak eşitliği; ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı; bütün ülkelerin işçilerinin [ve ezilen halkların] birleşmesi.” - Kürtlerin bir millet teşkil ettiği, gözü azgın Türk şovenizmiyle karartılmamış olan herkesin kabul edeceği tartışılmayacak kadar açık bir gerçektir. Kürt işçileri, yoksul ve orta halli köylüleri, yarı-proleterleri, şehir küçük-burjuvazisi, bütün Kürt burjuvazisi ve toprak ağaları, Kürt milletinin kapsamına dâhildirler. Milli baskı sadece Kürt halkına değil, Türk hâkim sınıflarıyla her bakımdan kaynaşmış bir avuç büyük feodal bey ve üç-beş büyük burjuva hariç, bütün Kürt ulusuna uygulanmaktadır. - Hatta milli baskıların esas hedefi, ezilen, bağımlı ve uyruk milletin burjuvazisidir. Çünkü hâkim millete mensup kapitalistler ve toprak ağaları, ülkenin bütün zenginliklerinin ve pazarlarının rakipsiz sahibi olmak isterler. Devlet kurma imtiyazlarını ellerinde tutmak isterler. Diğer dilleri yasaklayarak, pazar için son derece gerekli olan “dil birliği”ni sağlamak isterler. Ezilen milliyete mensup burjuvazi ve toprak ağaları, bu emellerin önüne önemli bir engel olarak dikilir. Çünkü o da kendi pazarına kendisi sahip olmak, bu pazarı dilediği gibi kontrol etmek, maddi zenginlikleri ve halkın işgücünü kendisi sömürmek ister. İki milletin burjuva ve toprak ağalarını birbirine düşüren güçlü ekonomik etkenler bunlardır; hâkim millete mensup burjuva ve toprak sahiplerinin ardı arkası kesilmeyen milli baskılara girişmesi buradan gelir; milli baskıların, ezilen ulusun burjuva ve toprak ağalarına da yönelmesi buradan gelir. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, bugün Türk hâkim sınıflarının Kürt milletine ve azınlık milliyetlere uyguladığı milli baskıların en amansız ve en kararlı düşmanıdır; milli baskılara, diğer diller üzerindeki baskılara, milli imtiyazlara karşı en önde mücadele eder. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, Türk burjuva ve toprak ağaları tarafından ezilen Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını, yani ayrılma ve bağımsız bir devlet meydana getirme hakkını her dönemde ve kayıtsız şartsız tanır ve savunur. Yeni Demokrasi kuvvetleri, devlet kurma hakkı konusunda da imtiyaza karşıdır. Halk demokrasisinin en temel ilkeleri bunu zorunlu kılmaktadır. Bu aynı zamanda bizzat Türk işçilerin ve emekçilerin özgürlük mücadelesi tarafından zorunlu kılınmaktadır, çünkü onlar, Türk milliyetçiliğini yıkmazlarsa, onlar için kurtuluş imkânsız olacaktır. - Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, belli bir ulusun ayrılmasının gerekliliği ile asla karıştırılmamalıdır. Bilimsel sosyalist hareket, ayrılma sorununu her özel meselede somut olarak ele alır, “bir bütün olarak sosyal gelişmenin ve sosyalizm için, proletaryanın sınıf mücadelesinin menfaatleri açısından yargılar ve tayin eder”. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, tasvip etmediği bir ayrılma kararında da zor kullanmayı, engel ve güçlük çıkarmayı kesinlikle reddeder. Sınırlar, milletin kendi iradesiyle tespit edilmelidir. Bu, çeşitli milliyetlere mensup işçi ve emekçi yığınların karşılıklı güveni, sağlam dostluğu ve gönüllü birliği için zorunludur. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, genel olarak ezilen milliyetlerin ve özel olarak Kürt milletinin milli baskılara, zulme ve imtiyazlara karşı yönelmiş mücadelesini kesinlikle destekler; ezilen milletin milli hareketindeki genel demokratik muhtevayı kesinlikle destekler. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, Kürt ulusal hareketinin başını çeken burjuva ve küçük toprak ağalarına karşı da, Kürt proletaryasının ve emekçilerinin sınıf mücadelesini yürütür ve yönetir. Kürt burjuva ve toprak ağalarının milliyetçiliği güçlendirmeyi hedef alan eylemlerine karşı, Kürt işçi ve emekçilerini uyarır. Yeni Demokrasi kuvvetleri, çeşitli milliyetlerin burjuva ve toprak ağası sınıflarının kendi üstünlükleri için giriştikleri mücadeleler karşısında kayıtsızdır. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, milli baskılara karşı mücadeleyi toprak ağalarının, şeyhlerin, mollaların vb... durumunun güçlenmesiyle bağdaştırma çabasında olanlara karşı mücadele eder. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, Türk hâkim sınıflarıyla işbirliği yapan Kürt büyük feodal beylerinin, din adamlarının, büyük burjuvalarının, işçileri ve emekçileri bölme çabalarını, el altından Türk burjuva ve toprak ağalarıyla, bütün milliyetlerin emekçi halklarının aleyhine dalavereler yürüterek işçileri ve emekçileri uyutma çabalarını, çoğu zaman milliyetçi sloganlarla örtbas etmeye çalıştıklarını bilmektedir ve bunlara karşı mücadele eder. - Bilinçli Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası, Kürt milli hareketi içindeki Kürt milliyetçiliğini güçlendirmeye yönelen eğilime asla destek olmayacaktır; burjuva milliyetçiliğine asla yardım etmeyecektir; Kürt burjuvalarının ve toprak ağalarının kendi üstünlükleri ve imtiyazları için giriştikleri mücadeleyi kesinlikle desteklemeyecektir; yani, Kürt milli hareketi içindeki genel demokratik muhtevayı desteklemekle yetinecek, onun ötesine geçmeyecektir. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, Lenin yoldaşın da işaret ettiği gibi, bütün ülkelerin ve hele ezilen ülkelerin geniş emekçi yığınları önünde bıkmadan, usanmadan siyasi bakımdan bağımsız devletler kurma maskesi altında, gerçekte iktisadi, mali ve askeri alanlarda kendilerine tamamen tabi devletler yaratan emperyalist devletlerin sistemli biçimde uyguladıkları aldatmacayı açıklar ve suçlar. - Yeni Demokrasi kuvvetleri, işçi sınıfının ve diğer emekçilerin belli bir devlette, birleşik örgütlerde, siyasi sendikal, kooperatif, eğitsel vb. örgütlerde kaynaştırılmasını savunur. İşçileri ve emekçileri milliyetlerine göre ayrı örgütlerde toplama eğilimleriyle mücadele eder. Çünkü değişik milliyetlerin işçileri ve emekçileri, uluslararası sermayeye ve gericiliğe karşı ancak bu şekilde başarılı mücadele yürütme imkânına kavuşur; bütün milliyetlerin toprak ağalarının, din adamlarının ve burjuva milliyetçilerinin propagandasıyla ve gerici özlemleriyle ancak bu şekilde başarıyla mücadele etme imkânına kavuşur. - Yeni Demokratik bir ülkede milli meseleye getirilecek çözüm şudur: Bütün ulusların ve dillerin tam eşitliği garanti edilecektir. Hiçbir zorunlu dil tanınmayacak, halka bütün yerli dillerin öğretildiği okullar sağlanacaktır. - Halk devletinin anayasası, herhangi bir milletin, herhangi bir imtiyaza sahip olmasını ve milli azınlığın haklarına herhangi bir tecavüzü kesinlikle yasaklayacaktır. - Her ulusa, kendi kaderini tayin etme hakkı (kendi bağımsız devletini kurma hakkı) tanınacaktır. - Bütün bunların gerçekleşmesi için, özellikle yaygın bölgesel özerklik ve tamamen demokratik yerel kendi kendini yönetim gereklidir. Bu özerk ve kendi kendini yöneten bölgelerin sınırları, ekonomik ve sosyal şartlar, nüfusun milli bileşimi vb... temeli üzerinde, bizzat mahalli nüfus tarafından tayin edilecektir.
DHF’nin “Alevilik” ve Diğer Azınlık İnanç Grupları ve Din Konusu Hakkındaki Görüşleri Nelerdir?
DHF, dinsel yahut etnik kimlik farkı gözetmeksizin, bireylerin ve toplumun demokratik hakları ve talepleri doğrultusunda örgütlü çaba gösterir; bu çaba içerisinde, toplumsal barışı ve faydayı gözeterek, demokratik bilince ve kavrayışa katkı sunar. DHF, toplum varlığının, bütünlüğünün zedelenmemesi koşuluyla; bireylerin dini inançları önündeki her türlü fiili ve yasal engelin kaldırılması için mücadele eder; halkın dini inançlarını istismar eden kişi ve kuruluşlarla mücadele eder; vicdan hürriyetine sahip çıkarak laiklik savunusu yapar. DHF, bu kapsamda, ülkemizde, Osmanlı döneminden itibaren her daim baskı ve zorbalığa maruz kalmış azınlık inanç gruplarından olan Alevilerin de demokratik hak taleplerini sahiplenir ve savunur. DHF, hiçbir bireyin, devletin veyahut herhangi bir kesimin bir başkasının dini inançları üzerinde inanmaya veyahut inanmamaya zorlanamayacağını ilke olarak kabul eder. DHF, Demokratik Halk Devrimiyle kurulacak bir emekçi cumhuriyetinde belirlenecek özgür ve demokratik bir anayasal hükümlere bağlı kalmak suretiyle, her bireyin istediği dine inanma ve bunun gereklerini yerine getirme hakkına sahip olduğunu kabul eder. DHF, devlet yönetiminde, siyasal, idari ve ekonomik hiçbir düzenlemede dinle veyahut inanç kesimleriyle bağ kurulmaması gerektiğini savunur. Ancak idari yönetim, bu hakkın eşit ve adil bir şekilde kullanılmasını denetler, bu hakka yönelik baskıları engeller ve bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda ibadethanelerin açılması gerektiğini savunur.
DHF ile Nasıl İrtibat Kurabiliriz?
DHF’yle ve DHF bünyesindeki örgütlülüklerle İstanbul, İzmir, Ankara, Adana ve Dersim’de bulunan bölge merkezli dernekleriyle (Demokratik Haklar Dernekleri) doğrudan irtibata geçerek ilişki kurabilirsiniz. Sitemizde bulunan “İletişim” bölümündeki açık adreslerden ve “Bizimle İrtibata Geçin” bölümündeki mail gönderme bölümünden DHF’ye ulaşabilirsiniz.
DHF’de Nasıl Örgütlenebiliriz?
DHF’nin görüşlerini benimseyen her yurttaş DHF çalışmalarına katılabilir, görüş ve düşüncelerini tartışabilir ve DHF bünyesindeki bir komisyonda, programatik görüşlerini benimsedikten sonra örgütlenebilir. |




