Ana Sayfa Şubat 2009 Ankara Demokratik Haklar Derneği, Yerel Yönetimler Paneliyle Gelinen Süreci Tartıştı

Demokratik Haklar Federasyonu

Ankara Demokratik Haklar Derneği, Yerel Yönetimler Paneliyle Gelinen Süreci Tartıştı

ANKARA (15.02.2009) - Ankara Demokratik Haklar Derneği’nde ” 29 Mart seçimleri yaklaşırken, düzen partileri karşısında demokratik halkçı yerel yönetimler için örgütlenelim; Söz, Yetki, Karar Halka” şiarıyla gerçekleştirilen panel-forumla yerel yönetim ve olanakları tartışıldı. ODTÜ öğretim üyesi Mustafa Kemal Bayırbağ, DİSK/Genel-iş Genel Koordinatörü Serhat Salihoğlu, Harb-iş Sendikası eski yöneticisi İbrahim Yalçın ve Demokratik Haklar Federasyonu temsilcisinin konuşmacı olarak katıldığı panel saat 14.30’da başladı.

Panel, Harb-İş Sendikası eski yöneticisi İbrahim Yalçın’ın konuşması ile başladı. Yalçın, yerel seçimler doğru bir politika ile ele alınırsa demokratik halkçı bir alternatif yaratılabilir. Biz yerel seçimlere katılsak da katılmasak da seçimler yapılacak. O zaman devrimci demokrat kurum ve kişilerle en geniş halk güçlerinin birlikteliğini yakalayarak halk yararına bu aracı kullanmalıyız. Bu seçimler bizim açımızdan önemli bir deneyim ortaya çıkaracak. Eksiklikler olacaktır ancak çıkarılacak dersler bundan sonraki süreçte ön açıcı olacaktır dedi.

Siyasi iktidarı hedefleyen bir anlayış için yerel yönetimler önemli ve etkin araçlardır.

Yalçın’dan sonra söz alan ODTÜ öğretim üyesi Mustafa Kemal Bayırbağ, bizlere medya üzerinden gösterilen yerel yönetimler sürecinin belediye başkanı adaylıkları üzerinden gösterildiği, ancak gözden ırak ve halktan kaçırılan noktaların esasen başka yönler olduğunun altını çizdi.

Seçimlerin ulusal veya yerel de olsa iktidarı hedefleyen bir siyasi anlayış için önemli olduğunu vurgulayan Bayırbağ, strateji geliştirirken sadece belediye başkanlığı meselesinin ele alınamayacağını, etkin bir hegemonya için yerel yönetimlerin genel olarak anahtar kurumlar olduğunu, Muhtarlıklardan İl Meclisi’ne kadar, Valiliklere bağlı İl Özel İdarelerine kadar bütün yerel yönetim kurumlarının önemli olduğunu, AKP’nin bu alana dair kurduğu ve kadro yetiştirdiği Yerel Yönetimler Akademisinden öğrenilmesi gerektiğini, bu nedenle bütünsel, hepsini dikkate alan bir çerçevede düşünmeliyiz dedi.

Bayırbağ konuşmasının devamında, yerel yönetimler konusunda uzun vadeli düşünmeliyiz ve bu alana müdahale edecek komitelerimizi kurumsallaştırmalı, güçlendirmeliyiz ve politika üreteceksek yerel yönetim kademelerini iyi bilmeliyiz, orta vade de muhtarlıklar, belediye meclisleri ve il genel meclisleri üzerinden sonuç alıcı bir çalışma yapılabilir dedi.

Yerelleşmenin demokrasi ile bir ilgisi yoktur. Hizmetin en yakın yerden alınması kulağa hoş gelse de bunun anlamı yerel kaynakların neo-liberal politikalarla piyasalaştırılmasıdır.

Bayırbağ’dan sonra söz alan DİSK/Genel-İş Genel Koordinatörü Serhat Salihoğlu ise; genel seçimlerin de yerel seçimlerin de önemli olduğunu, ilerici, demokrat, devrimci hareketlerin eksikliğinin seçimlerde kendi adaylarını çıkaramayışı, mümkün olan birçok olanakları kullanamadıkları, sınıfsal derinlikleri ve kökleri üzerinden müdahale edemedikleri ve 30 yıldır bir araya gelemedikleri için bir şey yapılamadığını ifade etti.

Salihoğlu, yerel yönetimler mekanizmasının devlet teşkilatlanmasının bir parçası ve kamu hizmetinin yurttaşa nasıl ulaştırılacağının aracı olduğunu, kamu bütçesinin kontrolü açısından yerel yönetimlerin öneminin arttığını belirtti. Değişim dedikleri şeyin de küreselleşme döneminin dünya ekonomisine entegre dönemi olduğunu, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü direktifleri doğrultusunda ulus devletin aşılması gerekliliği üzerinden yeni işlevlerle donatılması, küresel kuruluşlara kaynak aktarması, bir kısmının ise yerel kaynakları elde etmenin yöntemi olarak da yerellere aktarılması olduğunu ifade ederek, bu tür uygulamalarını da yine bu kuruluşlar eliyle az gelişmiş veya gelişmekte olan bizim gibi ülkelerdeki politikalarıdır dedi.

Küreselleşme-Yerelleşme; yerel piyasanın güçlendirilmesi, sermayeye kamu kaynaklarını aktarması, toprak rantını yönetmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi dünyanın ekonomi entegrasyonun ikiz bir sürecidir dedi. 2003’ten 2005’e kadar mevzuat değişikliği yapılarak küreselleşmeyi yerelleşmeye indirgeyen AKP ile birlikte bu süreç iyi işletildi. Çıkarılan norm kadro sistemiyle kanunlaştırıldı, pergel yasasıyla 3226 belediyede kaç memur, kaç işçi olması gerektiğine hükümet tarafından karar verildi. Belediyelerin hizmet satın alması zorunlu hale getirilerek, emek gücünün değerini yükseltmek ya da liberallerin değerini düşüren politikaları uygulayarak, taşeronlaşma, işçilerin sigortasız, sosyal güvenlikten yoksun, sendikasızlaştırma, toplu-sözleşme koşullarının ortadan kaldırıldığı ve çalışanların kıskaca alınmasının adı olduğunu belirtti. Belediyecilikte kamucu belediyecilik önerdiklerini, piyasa şirketine dönüşen belediye kurumunu yeniden inşa etmenin, emekçi halkın yoksul ifade edilmesinden çıkarıp, belediyeleri halkın inisiyatifine sunmak olduğunu belirtti.

Yoksul kelimesinin liberal bir kavram olduğunu, zihinlerden atılması gerektiği ve esasta yoksul diye nitelendirilen kesimin kentin emekçileri olduğunu belirten Serhat Salihoğlu konuşmasını sonlandırdı.

Yerel yönetimler de faaliyet ve hizmetler halkı toplumsal örgütlemenin, dayanışmanın ve özlenen yaşam modelini oluşturmanın aracı olarak kurgulanmalıdır.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) temsilcisi ise, yerel seçimlere ilişkin Haziran 2008’de oluşturdukları yerel seçim komisyonu ile sürece müdahale ettiklerini ve bu doğrultuda devrimci demokrat kişi ve kurumları anlayış ve program etrafında sürece birlikte müdahale etmeye çağırdıklarını söyledi. Çağrıyla birlikte merkezi olarak 23 kurumun bir araya gelerek 29 Mart seçimlerine ortak müdahale kararı aldığını ve bazı sıkıntılar ortaya çıksa da bu deneyimin önemli sonuçları olduğunu vurguladı.

Yerel yönetimlere bakış açılarına da kısaca değinen DHF temsilcisi, biz yerel yönetimler sürecini taktik bir politika olarak alıyor ve önemsiyoruz. Bu sürecin en önemli kazanımlarından birinin geniş halk kitleleriyle yüz yüze gelebilmek olduğunu, olanaklar ölçüsünde kazanım sağlanabilecek alanlarda da kazanmayı hedefliyoruz. Ancak yerel yönetimleri merkezi devlet iktidarından tamamen ayrı kuruluşlar olarak almıyor ve salt vaatler, talepler üzerinden bir çalışmanın sakat olduğu düşünüyoruz. Örnekler yaratmanın önemli olduğunu dile getiren DHF temsilcisi, esas olarak bu örnekleri halkı demokratik hakları için örgütlemenin bir aracı haline getirmeyi hedeflediklerini vurguladı. Yerel seçimleri salt hizmetlerin niteliği üzerinden ya da merkezi devlet iktidarını es geçerek AKP karşıtlığından ele almanın en vahim sonuçlarının Gökçek karşısında Karayalçın çıktığında belirgin bir şekilde ortaya çıktığına tanık olduklarını dile getiren DHF temsilcisi konuşmasını sonlandırdı.

Panelin ikinci oturumunda forum kısmına geçildi. Panel dinleyicileri de gerek görüş ve önerilerileriyle, gerekse de sordukları sorularla katkı sundular. Yaser Günday, devletin bir sınıfı zorla diğer sınıfı zor altında tutmak olduğunu, yerel seçimlerde olduğu gibi uygulanan her politikada siyasal-sınıfsal yönü olduğunu belirtti.

Merkezi devlet iktidarını ve AB’yi atlayarak yapılacak yerel yönetimler tartışması eksik kalacaktır.

ESM üyesi Erşat Akyazılı ise; ‘yapacağınız siyasi analiz doğru bilgiyle ele alınmadığı sürece yerel yönetimlerin köy ve özel idare şeklinde ele alınması doğru olmaz, doğru analiz etmek gerekir. Sulama, ticaret, sanayi ile yönetişim dolu bir modeldir, AB’nin politikalarını atlatarak konuşmak doğru değildir. Yerelleşme ve hizmeti en yakın yerden alma fikri AB politikasıdır. Sola hoş gelen bir kavramdır, ancak, altında ciddi neo-liberal politikalar gizlidir. Yapılan egemen sınıfların yaşamın en ücra hücresine kadar örgütlenmesi, politika üretmesidir, burayı doğru okumak ve dikkatli olmak gerekiyor. Bunları görmeden, ekonomik-sosyal hizmet üretimi olarak ele alırsak yerel yönetimler duvara toslayabilir, halka inilmeden aldığınız yerel yönetimler kararı çok eksik kalır’ görüşünden sonra, “ceberut devlet kazanılan bir mevzinin demokratikleşmesinin önünü açar mı?” sorusunu yöneltti.

78’liler Birlik ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Metin Uzunöz’ün de devletin vesayeti altında ve piyasanın şefkatli kollarında, sistem partilerinden kurtulmak için uzunca bu süreci tartışmak gerektiğini belirtti.

Söz alan panelistler, ’80 sonrası belediyelere daha fazla yetki verilmesini isteyen, kaynak aktaran da cuntanın diktatörü Kenan Evren’dir, hizmet geliştirmek adı altında Çok Uluslu Şirketleri işin içine katan anlayıştır, büyükşehir, kenar semtlerdeki ‘anarşiyi’ kontrol edebilmenin iç güvenlik aracı görevini de üstlenen önemli rant bölüşüm alanlarıdır sözleri ile konuşmalarını bitirdiler.

Verimli ve zengin tartışmaların yapıldığı panel benzer çalışmaların daha sık yapılması gerekliliği vurgulanarak sona erdi.