| "Krizin Faturası Krizi Yaratanlara" |
|
ANKARA (18.02.2009) - “Krizin Faturası Krizi Yaratanlara” şiarıyla Demokratik Haklar Federasyonu, Alınteri, BDSP, ESP, Kaldıraç, Odak ve Partizan 18 Şubat Çarşamba günü saat 18.00’de Ekin Sanat Merkezinde bir panel gerçekleştirdiler.
‘Bir Yol Haritası Yok’ Akkaya’dan sonra söz alan (SES) üyesi Yusuf Özden, “kriz başladığından beri sendikalar neler yapıyor?” sorusuyla konuşmasına giriş yaptı. Özden, “kriz nedir”i tartışmaktan çok, devrimci-sosyalist kurumların kriz karşısında neler yaptığı ve krize karşı nasıl çözüm ürettikleri konusunu konuşmak gerektiğini açıkladı. Üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen krize yönelik deneyimlerimizi tartışacağımız bir yol haritasının bile olmadığına dikkat çeken Özden, “krizin olanak ve olasılıkları ile nerde ve nasıl patlak vereceğini hesaba katarsak sürece birlikte müdahale edemediğimizi görürüz. Parça parça çalışmalar, rekabeti anımsatan faaliyetler bu sürece asla yanıt olamaz” şeklinde konuştu. Kendiliğinden hareketin baskın olduğu bir yıl geçirdiğimizi anımsatan Özden, sermayenin gerilediği krizle liberalizmin iflası olduğunu ancak sendikaların bu süreci karşılamaya gücünün olmadığını vurguladı. “Kriz Kime Yarar?” Tez Koop-İş Genel Eğitim Danışmanı Volkan Yaraşır, krizin yeterince anlaşılmadığını düşündüğünü söyledi. Yaşanan kriz sonucu mali banka ve kapitalizmin bu krizi çok çabuk atlatacağını ifade eden Yaraşır, krizin totalitarizme evirildiği uyarısında bulundu. Kar oranındaki düşüş eğrisini çizerken 1974-2008 durgunluk, 2008-2009 durgunluktan depresif aşamaya geçme dönemi olduğunu söyleyen Yaraşır, 28-30 yıldan beri krizin patlama nedenleri olduğunu belirtti. “Kriz kime yarar sorusunu soran” Yaraşır, “kapitalist sistemde elbette ki yapılanmalar olmuştur. Sanayi sermayesi, ikinci plana gelip spekülatif aktiviteler ilk sıralara gelmiştir. Spekülatif aktivitede bir patlama varsa, bu burjuva iktisatçılara ve sol liberallere yarayacaktır” şeklinde bir açıklama yaptı. |



Panelistlerden Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yüksel Akkaya, tarihsel özne olarak işçi sınıfının genel durumundan söz etti.“15. ve 16. yy. kırsal kesimdeki köylüler, kentlerde işçileştirilmek için kentlere getirilmişlerdir. Bu süreçte köylüler direnmişler” dedi. Akaya, direnen köylülerin ilkel bir direniş sergilediğine değinirken, kapitalist hayat tarzında işçilerin daha örgütlü olmaya ve direnmeye çalıştığını açıkladı. Kapitalizmin kendini dönüştürerek yeni ceza politikaları belirlediği 18 ve 19. yüzyıllarda kapitalizm fabrikalara hapsettiği insanları bir ceza evlerine koymaya başlamıştır açıklamasında bulunan Akaya, 20. ve 21.yy’a gelindiğindeyse birçok ülkede sendikaların da içerisinde bulunduğu iş ve işçi yasalarının çıkarıldığı bilgisini verdi. Akkaya, sözlerine şöyle devam etti: “Bu süreç içerisinde işçi sınıfı kararsızlık yaşarken içerisinde bulunduğu süreci aşamayarak kapitalizmle birlikte yaşamaya başlamıştır.”Birçok sendika gibi kapitalizmi tahakküm etmemeliyiz diyen Akkaya; örgütlenmek gerekiyor ancak örgütlenmeyi fetişistleştirmemeliyiz” vurgusunu yaptı. Akkaya; konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Demokratik taleplerimizi ön plana çıkarmalı ancak bu talepleri ön plana çıkarmak gerekir.”