| KESK tabanı soruyor: KESK nereye gidiyor? |
|
İSTANBUL (04.07.2010) - KESK üyesi 45 emekçi, yayınladıkları ortak bir bildirge ile KESK yönetiminin son dönemlerde izlediği pasifist politikayı eleştirdiler.
KESK taban örgütlülüğü içerisinde yer alan 45 sendika üyesi, ortak bir bildirge yayınlayarak özellikle 1 Mayıs’ta TEKEL işçilerinin kürsü işgaliyle zirveye çıkan Türk-İş ağalarının işçi tahammülsüzlüğüne ve KESK’in de dâhil olduğu bu tavra karşı tepkilerini ortaya koydular. KESK üyesi kamu emekçileri tarafından kaleme alınmış olan bildirgeyi olduğu gibi yayınlıyoruz: KESK tabanı soruyor: KESK nereye gidiyor? Başlıktan da anlaşılacağı üzere yazımızın amacı KESK örgütümüze karşı içeriden eleştiri olacaktır. Bizleri buna zorlayan süreç özellikle TEKEL direnişi ile başlayan ve daha sonrasında güvencesizliğe dair konfederasyon düzeyinde emekçilere yapılan ayak oyununa karşı bir ses vermektir. Son 30 yılda ülkemizde birçok şey değişti. Devletin üst kademesinde süren çalkantılı değişim, çalışma alanlarında da at başı değişimleri beraberinde getiriyor. Yılların mücadelesinin sonucu olan birikimlerimiz göz göre göre, ellerimizden kayıp gidiyor, bir bir yok oluyor. 90’larda kulluk anlayışından kurtulmak için, emeğimiz için üyesi olduğumuz KESK’i kurduk. 4–5 Mart, 16–17 Haziran gibi önemli mücadele tarihleri yarattık. Bedel ödedik, bunların içinden gelerek onurlu, devrimci bir mücadele tarihimizin olduğunu da her zaman başımız dik bir şekilde anlattık, savunduk. Peki, son on yılda kamu emekçilerinin çalışma koşullarında nasıl değişimler oldu? Ne gibi kazanımlarla yürüyoruz? Yarattığımız devrimci değerleri daha ne kadar ileri götürdük? Mücadelenin, devrimci değerlerin neresindeyiz? Artık bu soruları sorma, nerede olduğumuzu görme zamanı... Başlayalım: Sahte sendika yasasının yürürlüğe girmesinden bu yana KESK’in mücadele anlayışında yıllar geçtikçe değişimler, aşınmalar başladı. Daha dün bizler bu yasaya sığmayız derken, KESK yasalara sığacak biçimde biçimlendirildi. 1990’larda, kamu emekçilerinin KESK öncülüğünde sokağa inmelerini engellemek, birliğimizi bozmak amacıyla devlet güdümlü, faşist-gerici, şoven sendikalar kuruldu. Bu sendikalara karşı baştaki net tutumumuz giderek kaybolurken, toplu görüşmelerle her gün biraz daha meşruluk kazanarak bizleri bu örgütlenmeleri tanıma noktasına getirdi. Bununla da kalınmadı; KESK, gerici ideolojik sendikalarla birlikte hareket etmeye kadar götürdü işi. Emeğin birliği denilerek kol kola girildi. Bizler güç kaybediyorduk ama bu gerici sendikalara karşı daha esnek davranmaya da devam ettik. KESK’i biçimlendiren, ona ideolojik biçim veren devrimci mücadele anlayışı değil, bizzat devletin kendisi oldu, olmaya devam ediyor. Yasalara uyum adıyla bütün bu süreç devam ettirilirken, diğer taraftan da karşı ideolojik sendikal anlayışlarla ortak hareketlere “birlik adına” derinlik kazandırıldı. Haşlanan kurbağanın başına gelenler gibi... Birilerinin KESK’e ve yöneticilerine bu tehlikeli gidişi anlatması, tüm açıklığı ile göstermesi gerekiyor. 2003’te yeni iş yasası ile esnek çalışma kapıları biraz daha açılırken, başta Türk-İş olmak üzere diğer tüm sendikalar bu süreci ya göstermelik eylemlerle geçiştirdiler ya da sessizlik içinde onayladılar. Yüksek sesle söylenen “direniriz, greve gideriz” söylemleri tarihe bir hoş seda olarak kaldı. Sermayenin liberal değişim ve saldırılarının temellerinden olan sosyal güvenlik yasası değiştirildi. Yıların mücadeleleri ile kazanılmış hakları geriye götürmek şöyle dursun üzerinde tepindiler, en ufak hak kırıntısına bile saldırdılar. SSGSS yasasına karşı SES’in öncü mücadelesi, devrimci ve ilerici kadroların muazzam çabası sayesinde hava bizim lehimize dönüyor derken, “emeğin birliği adına” diğer konfederasyonlarla birlikte hareket edilmeye başlandı. Ortak yapılan eylemlere dahi, 26 Mayıs'ta görüldüğü gibi, katılmayan konfederasyonlar, hükümet görüşmelerinde söz sahibi oldular. SSGSS yasasını başta geri çeken hükümet daha sonra makyajlayarak tekrar piyasaya sürdü. Türk-İş ve diğer konfederasyonlar yasayı onayladıklarını açıklayarak “emeğin birliğini” hemen çöpe attılar. Bizler 2 Nisan’da ve daha sonraki süreçlerde emniyetin şiddetine karşı koyarken onlar çoktan yağlı koltuklarına dönmüşlerdi. 2000’den bu yana sendika ve sermaye örgütleri ve devletin temsilcilerinden oluşan ESK’da (Ekonomik Sosyal Konsey) yasalar hazırlandı, onaylandı ve emekçilerin önüne getirildi. Devam edelim: Bir taraftan 2003 iş yasası ile birlikte özel sektörde güvencesiz çalışma yaygınlaştırılırken, diğer taraftan kamu çalışanları için de aynı çalışma koşulları hayata geçirilmeye başlandı. 4B, 4C uygulamaları devreye sokuldu. 4-C uygulaması bizzat Türk-İş yönetiminin onayı alınarak hayata geçirildi. 4B uygulaması, taşeron çalıştırma gibi güvencesiz çalıştırma biçimleri kamuda yaygınlaşırken KESK hiçbir tepki vermedi. Önüne mücadele programı koyamadı. Gündelik, dönemsel tepki refleksleri dışında bir şey yapamadı. Sermaye her gün büyürken, devlet bir bir yasaları çıkarırken, bizlerin yoksulluğu arttı, ekmeği küçüldü, emeğinin değeri yerlerde sürünmeye devam etti. Asgari geçim rakamlarının altında ücret almaya devam edildi. ABD’de patlayarak gün yüzüne çıkan kriz tüm ülkelere bir virüs gibi yayıldı, yoksulluğu derinleştirdi. Bizler krizin yaratıcısı olmadığımız halde krizin faturası bizlere kesildi. KESK olarak iyi bir çıkış yakaladığımız 29 Kasım “krizin faturasını ödemeyeceğiz” mitinginde 100 binin üzerinde işçi ve emekçi tavrını mücadeleden yana koymuştu. Peki, biz ne yaptık? Daha ileri taşımamız gereken bu çıkışı, yüzümüzü yine “emeğin birliği” adına devlet güdümlü sendikalara, Türk-İş gerici yönetimine dönerek harcadık. Her seferinde oyalama ile mücadele isteği bastırıldı, boğuldu. KESK MYK’sı (Merkezi Yürütme Kurulu) safça “emeğin birliği” diye dursun, aynı konfederasyonlar, sermeye örgütleri ile birlikte “haydi vatandaş pazara” kampanyalarıyla yoksulluğumuzla, yoksunluğumuzla alay ettiler. Sermaye ve onun devleti ile el ele verip krizi emekçilere fatura etmeye devam ettiler. Sonuç; milyonlarca işsiz, iş cinayetlerinde onlarca ölümler!!! Sebebi kim? Sermeye örgütleri ve yandaş sendikalar... Peki bu sendikaların yanında KESK neden var?!!! Bitmedi... Aleyhimize işleyen bu süreç TEKEL işçilerinin sokağa çıkması ile Ankara direnişi ile değişmeye başladı. Yılardır sineye çeken, susan biz işçi ve emekçiler TEKEL direnişi şahsında umutlandık. 78 günlük onurlu direnişin içinde milyonların emeği, duygusu, desteği vardı. Neden? Çünkü güvencesizliğe, yok ve yük sayılmaya karşı bu sesi hepimiz sahiplendik. Yine herkes tarihte kendisine uygun rolleri oynadı: Türk-İş, eylemi sahiplenmedi. İşçileri sokakta aç bıraktı, yalnız bıraktı. Polisin, hükümetin ve soğuğun kıramadığı irade sendikanın ayak oyunları ile sessizlikle boğulmaya çalışıldı. Ancak Ankara’da kimi KESK şubelerinin sahiplenmesi, devrimci siyasetlerin samimi çabaları ile bunca ayak oyunlarına, yalnızlaştırmaya karşı mücadele edildi, başarıldı. KESK ise, direnişin karşısında yer alan Türk-İş ve diğer konfederasyonlarla birlikte hareket etmeye devam etti. KESK, üyelerinin tüm çağrılarına, TEKEL işçilerinin tüm çağrılarına rağmen bu konfederasyonların kuyruğundan çıkmadı, çıkamadı. Yine “emeğin birliği” masalı işgüzarca yüzümüze söylendi. Bunca yaşanmışlık, satılmışlık varken “emeğin birliği” safsatası sürdürüldü. Güvencesiz çalıştırmaya karşı açılan bu mücadele bayrağı, KESK tarafından sahiplenilmedi. En iyimser söylemle DAYANIŞMA sınırlarını aşamadı. İşçi ve emekçilerle birlikte devrimci siyasetlerin zorlaması ile 6 konfederasyonun 4 Şubat tarihinde aldıkları grev kararının arkasında KESK dışında kimse durmadı. Türk-İş başta olmak üzere diğer konfederasyonlar grev kırıcılığı yaptı. Bunca yaşanmışlıklara rağmen KESK MYK’sından en ufak bir eleştiri dahi yapılmadı. “Emeğin birlikteliği” devam ettirildi. Bununla yetinilmeyip 22 Şubat'ta direnişteki TEKEL işçisi Hamdullah Uysalın cenazesi sahiplenilmedi. KESK dışında (Kesk de göstermelik katıldı) 22 Şubat'ta gözle görünür hiçbir konfederasyon katılım göstermedi. Yetmedi, işçiler 26 Mayıs’ta genel grev denilerek oyalama taktiği ile kandırıldı. Mücadele, bilinçli olarak satıldı. TEKEL işçilerinin başlattığı, ulusal ve uluslararası düzeyde tüm emekçilerin sürdürdüğü güvencesizliğe karşı mücadele bastırıldı. Ve nihayet yıllar sonra dövüşe dövüşe, bedel ödeye ödeye kazandığımız 1 Mayıs Taksim Meydan'ı, bizzat DİSK ve KESK yönetimi tarafından emek düşmanı konfederasyonlara peşkeş çekilmeye çalışıldı. Geçen yıllarda Taksim mücadelesi için son anda çark eden Türk- İş yönetimi, Taksim kazanımının üzerine basmak, buradan nemalanmak ve yüzüne bir maske daha geçirmek istedi. DİSK ve KESK yönetimi ise buna çanak tutma çabasından geri kalmadı. Gün döner hesap döner derler: Tekel işçileri öncülüğündeki direnişteki diğer işçilerin (İSKİ, İtfaiye, Samatya İnşaat İşçileri, Marmaray İşçileri) kürsünün gerçek sahipleri adına söz hakkı istekleri görmezlikten gelindi. ARTIK YETER! diyen işçi ve emekçiler bu hakkı fiili olarak kullandılar. Bu davranış alandaki tüm işçi ve emekçiler tarafından da sahiplenildi. Hep bir ağızdan “kahrolsun sendika ağalığı” sloganı haykırıldı. Şimdi soruyoruz sizlere; işçi ve emekçilerin en doğal hakları olan kürsüden kendilerini ifade etme isteği neden kötü oluyor? Niye yanlış oluyor? Yoksa KESK MYK’sı için “yaşasın sendika ağalığı” mı deniliyor? Bunun cevabını bizzat bu anlayışları sahiplenenlerden talep ediyoruz. Emekçilerin, işçilerin mücadelesini yok sayan, bastıran anlayışlara, yönetimlere karşı gösterilen en ufak tepki bile “teşhir ve tecrit” edilmeye çalışılıyor. Direnişteki işçilerin kürsüden kendilerini ifade etme isteği, eylemi, 1 Mayıs sonrası bildirgeyle konfederasyonlar tarafından el birliği ile kınanmaya çalışılıyor. Türk-İş, HAK-İŞ, Memur-Sen, Kamu-Sen sendikalarını, geçmişlerini tanıyoruz ve bu tür bir tepki vermelerini garipsemiyoruz. Ancak KESK ve DİSK’e ne oluyor! Bizim tarihimizin neresinde var mücadele eden işçi ve emekçileri “tecrit ve teşhir” etmek? Onların derdinin işçi sınıfının mücadelesini geriletmek, işçi ve emekçilerin birliğini bozmak olduğunu sağır sultan bile biliyor ama KESK ve DİSK’e ne oluyor? Yoksa şimdiye kadar inanılan değerlerle yollar ayrıldı mı? Artık KESK ve DİSK havlu mu atıyor? Kapitalist yönetimlere ait olan iftira, yalan, entrika oyunlarını mücadeleci geleneği ile sahiplendiğimiz örgütümüze, yani KESK’e nasıl bulaştırırsınız! İşçileri serseri gibi gösterme çabasında olan, işçilere ''bıçak, sopa, gaz kullandığı'' iftiralarını atan ve yıllarca KESK'e yönelik iftiralarıyla da bilinen yandaş sendikaların yanında hareket ederek kime, neye hizmet ediyorsunuz? Çok açık ki, bir senaryo oynanmaktadır. İşçi ve emekçilerin sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ayağa kalkan mücadelesi bastırılmaya çalışılmaktadır. Kapitalistler, ellerindeki tüm araçları devreye sokmaktadırlar. Bizler bu ihanetin parçası olmayı kabul etmiyoruz. Üyesi olduğumuz, gecesini gündüzüne katıp yarattığımız sendikamızın ve devrimci ilerici değerlerimizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz ve “şiddetle kınıyoruz”. Yılların emeği ve mücadele birikimi olan KESK’i böyle bir oyunun parçası yapanları uyarıyoruz; yapılan bunca hatanın öz eleştirisini emekçilere verin. 8 Mayıs genelgesinden KESK’in imzasını çekin. TEKEL mücadelesi ile yükselen güvencesiz çalıştırmaya karşı mücadeleyi yükseltmek için ya biran önce harekete geçin ya da çekilin.
Abdullah ÇELEBİ (Eğitim-Sen İstanbul 2 Nolu Şb. Üyesi) Ahmet ÜNAL- (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi) Ali Ufuk BOZKURT (BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi) Ahmet UYANIK (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) Behçet EŞKİLİ (SES Gaziantep Şb. Başkanı) Bekir AKKAYA (BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi) Cevdet KIRMIZIGÜL (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi) Ethem AKÇELİK (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) F.Ekin NARİN (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Baş Temsilcisi) Fatoş ÖZDEMİR (SES Mersin Şb. Üyesi) Figen ÖNER AYDOĞAN (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi) Funda DEMİR (Eğitim-Sen Bursa Şb. Üyesi) Gökhan ULUSAN (BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi) Haluk YÜCEL (Eğitim-Sen İstanbul 2 Nolu Şb. Üyesi) Hayrullah NARİN (Eğitim-Sen Ankara 1 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi) Hasan ÇETİN ( Eğitim-Sen Mersin Şb. Üyesi) Hasan TAŞ (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) İsmail DEMİR (EĞİTİM-Sen Bursa Şb. Üyesi) Kazım DOĞAN (BES İstanbul 3 Nolu Şb. Üyesi) Levent AFŞAR (Eğitim-Sen Kayseri Şb. Üyesi) Mahir Ruhi SAĞDIÇ (Eğitim-Sen Uşak Şb. Üyesi) Mehmet AŞKER (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) Mustafa ALTINER (BES İstanbul 4 Nolu Şb. Üyesi) Mukaddes SARI ÇETİN (Eğitim-Sen Mersin Şb. Üyesi) Nedime KORKMAZ (BES Ankara 1 Nolu Şb. Eğ. Sekreteri) Neşe ÖZKAN YILDIZ (SES Ankara Şb. Üyesi) Nevreste DOĞAN (BES İstanbul 3 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi) Nuray DELİALİOĞLU (Eğitim- Sen Ankara 1 Nolu Şb. İşYeri Temsilcisi) Oya ÖREN ( BES Ankara 2 Nolu Şb. Üyesi) Ömer Faruk KÖK ( ESM Ankara 1 Nolu Şb. Örg. Sekreteri) Özden KAYA (ESM Ankara 1 Nolu Şb. İşYeri Temsilcisi) Özkan BOĞAN (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) Özkan ALTINER (ESM Zonguldak Şb. Üyesi) Özlem ÖMEROĞLU SAĞDIÇ (Eğitim-Sen Uşak Şb. Üyesi) Özgür ERDOĞAN (Eğitim-Sen Diyarbakır Şb. Üyesi) Saliha TÜRKMEN(ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) Sevda AYDIN (ESM Ankara 1 Nolu Şube Kd Ve Dis. İliş. Sekreteri) Suzan AYDIN MORKOÇ (Ses Ankara Şb. Üyesi) Turgay AKÇAY (BES Ankara 2 Nolu Şb. İşyeri Temsilcisi) Uğur KALKAN (ESM Ankara 1 Nolu Şube Üyesi) VELİ EŞME (BES İzmir Şb. Üyesi) Veli SAÇILIK ((BES İstanbul 1 Nolu Şb. Üyesi) Volkan ÖRDEK (Eğitim- Sen Kırıkkale Şb. Üyesi) Yağmur DÖNMEZ (ESM Ankara 1 Nolu Şb. Üyesi) Yakup ÖZDEMİR (Eğitim-Sen Mersin Şb. Üyesi) |





Yıllardır devletle kol kola yürüyen, işçilerin mücadelesine engel çıkartan, direnişleri sırtından hançerleyen Türk-İş yönetimi, giderek işçi ve emekçilerin tepkilerinin odağı haline geliyor. En son, İstanbul'daki 1 Mayıs kutlamalarında kürsüyü işgal ederek, sendika ağaları yerine direnen ve günün sahibi olan işçilere söz hakkı verilmesini isteyen, kürsüde fiili bir konuşma yapan “Direnişteki İşçiler Platformu” üyelerinin, Türk-İş tarafından suçlu gösterilmek istenmesi, bardağı taşıran dalma oldu. İşçi ve emekçiler içerisinde, devlet işbirlikçisi karakteri ziyadesiyle teşhir olmuş olan Türk-İş, 1 Mayıs'taki kürsü işgaline ilişkin yaptığı “kınama” açıklamasına, KESK ve DİSK'i de ortak etmişti. Kamu emekçilerinin fiili mücadeleleri sonucunda sokaklarda kurulan KESK'in, Türk-İş ağalarının bu işçi-emekçi düşmanı tutumuna ortak olması, söz konusu açıklamanın altına imza atması, KESK tabanında önemli bir rahatsızlığa neden olmuş durumda. Uzun süredir fiili mücadele hattından uzak bir pratik sergileyen KESK'e dönük bu rahatsız artık aleni bir şekilde kendisini ortaya koyuyor.